Loader

Gazze Savaşı: Güney Afrika’nın İsrail’e Karşı Açtığı Soykırım Davası

Paylaş

Umar A. Farooq

Bedriye Kaplan tercüme etti.

Middle East Eye (MEE), Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’na yaptığı başvuruyu ve İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığı sonucuna nasıl vardığını soruşturuyor.

Güney Afrika, 29 Aralık’ta Uluslararası Adalet Divanı’na bir dilekçe sundu. İsrail’in Gazze’ye yönelik kanlı saldırılarının ardından Filistinlilere soykırım yapıp yapmadığının soruşturulmasını talep etti. Bu gerekçelerle İsrail’e karşı büyük bir hukuki mücadeleye girişti.

İsrail’in eylemlerinin soykırım olarak nitelendirilmesi için yapılan bu önemli çağrı, 84 sayfalık bir başvuru metni içermekte olup Gazze’de ölen Filistinlilerin sayısının 23.000’e yaklaştığı ve ölenlerin ise çoğunun kadın ve çocuk olduğu bir dönemde yapıldı. Başvuruda İsrail’in eylemlerinin “Filistinli ulusal, ırksal ve etnik grubun önemli bir bölümünün yok edilmesini amaçladığı için soykırım niteliği taşıdığı” belirtildi.

İsrail, Orta Çağ’da Yahudilerin Hıristiyan erkek çocuklarını öldürerek kanlarını dini ritüellerde kullandıklarına dair söylenen “kan iftirası” iddialarını Güney Afrika’ya karşı kullandı. Zira başvuruyu Yahudi aleyhtarı yalanlara atıfta bulunmak üzere kullandıkları “kan iftirası” söylemiyle nitelendirerek reddettiler. Middle East Eye başvurunun temel noktalarını ve uluslararası mahkemeden çıkacak kararın ne gibi etkileri olabileceğini inceledi.

Bu Başvurunun Arkasındaki Sebep Nedir?

Güney Afrika onlarca yıl Filistinlilerin devlet olma davasını hem ülke içinde hem de Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere uluslararası alanda desteklemektedir. Çünkü işgal altında yaşayan Filistinlilere yapılan bu muameleyi, siyahi vatandaşlarına apartheid döneminde yapılan muameleye benzetmektedir.

Önde gelen uluslararası insan hakları gruplarının birçoğu benzer bir karşılaştırma yapmış ve İsrail’in Filistinlilere yönelik muamelesini apartheid (ırk ayırımı) olarak nitelendirmiştir. Fakat İsrail bu etiketi şiddetle reddetmektedir.

Güney Afrika, Uluslararası Adalet Divanı (UAD)’na yaptığı başvuruda, son çatışmalardan önce Filistinlilere yapılan bu muamelelerin, devam etmekte olan ‘bir soykırım’ olarak nitelendirdiği bu savaşın öncül faktörü olarak göstermektedir. Başvuruda, “Apartheid, sürgün, etnik temizlik, ilhak, işgal, ayrımcılık ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının süregelen inkârı karşısında İsrail, özellikle 7 Ekim 2023’ten bu yana soykırımı önlemede başarısız olmuştur” maddesi yer almaktadır.

Güney Afrika başvurusunda İsrail’in Gazze’deki askeri eylemleriyle ilgili endişelerini İsrail’e birçok kez ilettiğini fakat herhangi bir yanıt alamadığını da belirtti. Ülke 21 Aralık’ta İsrail büyükelçiliğine bir sözlü not -resmi, imzasız diplomatik not- göndererek İsrail’in soykırım yapma eşiğine geldiğine dair endişelerini dile getirdi. Başvuruda İsrail’in ise nota doğrudan yanıt vermediği belirtildi.

Sonuç olarak Güney Afrika, uluslararası mahkemeyi soykırım iddiasını dinlemeye davet ederek, İsrail’i mevcut iddiaya yanıt vermeye zorlayan bu başvuruyu mahkemeye sunmayı tercih etti.

Soykırım Sözleşmesi Nedir?

Soykırım söz konusu olduğunda uluslararası hukuk, BM Soykırım Sözleşmesi’nin II. maddesinde ve Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Tüzüğü’nde belirtilen tanımı kabul etmektedir. Aralarında ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere’nin de bulunduğu 130’dan fazla ülke tarafından kabul edilen bu tanıma göre soykırım, “ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu tamamen veya kısmen yok etmek amacıyla işlenen eylemler” anlamına gelmektedir.

Hem İsrail hem de Güney Afrika, Soykırım Sözleşmesi’ne taraftır, yani “soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmak için önlemler almakla” yükümlüdürler. Yasa çıkarmak veya bu suçtan suçlu bulunanları cezalandırmak gibi caydırıcı eylemler örnek verilebilir. Sözleşme, 2. Dünya Savaşı sırasında işlenen zulümlere, yani altı milyon Yahudi’nin öldürüldüğü Nazi soykırımına tepki olarak 9 Aralık 1948 tarihinde resmileştirilmiştir.

Filistinlilere Karşı İşlenen Soykırım Eylemleri

Başvuruda Güney Afrika, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana gerçekleştirdiği ve “soykırım niteliğinde” olduğunu belirttiği birkaç eylemi sıraladı. Bu eylemlerden ilki Gazze’de çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 20.000’den fazla Filistinlinin öldürülmesidir. İsrail ordusu sivilleri hedef almadığını ve silahlı grup Hamas’ı ortadan kaldırmayı amaçladığını söylerken, İsrail’in yakın müttefiki ABD de dahil olmak üzere diğer ülkeler hava bombardıman harekâtını ayrım gözetmeyen bir savaş harekâtı olarak nitelendirdi.

İsrail, cinayetlerin yanı sıra bölgede 55.000’den fazla Filistinli sivili ise yaraladı; Güney Afrika, bunun Soykırım Sözleşmesi’ndeki bir grup insana “bedensel zarar verme” tanımını tetiklediğini söyledi.

Güney Afrika’nın başvurusunda ayrıca İsrail’in hastaneleri bombalayarak ve kuşatma altına alıp hedef aldığı vurgulanarak bunun Filistinlilerin ölümünü arttırmaktan başka bir işe yaramadığı belirtildi. Başvuruda, “Özellikle Gazze’nin kuzeyinde işlev gören hiçbir hastane yok; öyle ki yaralılar ‘ölümü beklemek’ zorunda kalıyor, ilk yardımın ötesinde ameliyat veya tıbbi tedavi alamıyor, yaralarından veya ortaya çıkan enfeksiyonlardan yavaş, acı verici bir şekilde ölüyorlar” denildi.

Güney Afrika’nın atıfta bulunduğu diğer “soykırım eylemleri” ise “kitlesel olarak zorla yerinden etme, yerleşim alanlarının bombalanması, yeterli gıda ve suya erişimden mahrum bırakma, Gazze’deki Filistin halkının yaşamının yok edilmesi, Filistinli doğumları önlemeye yönelik tedbirlerin uygulanması” şeklindedir.

Başvuruda, “İsrail, Gazze genelinde Filistin halkının altyapısını ve yaşam temellerini hedef almış, kasıtlı olarak Filistin halkının fiziksel yıkımına yol açacak yaşam koşulları yaratmıştır” denildi. ‘Evlere, mahallelere, hastanelere, su sistemlerine, tarım arazilerine, fırınlara ve değirmenlere yönelik daha önce belirtilen saldırılara ek olarak, İsrail’in Gazze’deki temel sivil sistemi de hedef aldığı’ belirtildi.

İsrail’in Gazze’ye yönelik bombardımanı bölgedeki tüm evlerin yüzde 70’ini yıktı ya da hasar verdi ve 2,3 milyonluk nüfusun yüzde 85’ini kitlesel göçe zorladı. Yine İsrail güçleri tarafından hedef alınan 100’den fazla tarihi eserin yanı sıra camiler, kiliseler ve üniversiteler de bombalandı.

İsrailli Yetkililerden Soykırım Niyeti

Soykırım davasını kanıtlamak genellikle zordur, çünkü sözleşmede yer alan tanıma göre, eylemleri gerçekleştirme niyetinin açıkça ortaya konması gerekir.

İsrail ordusu, askeri operasyonu boyunca sivilleri öldürme niyetinde olmadığını ve sadece Hamas’ı hedef aldığını defalarca ifade etmiştir. Ancak Güney Afrika’nın başvurusunda İsrailli liderlerin, ülkenin “soykırım eylemleri gerçekleştirme ya da bunları engellemede başarısız olma” niyetini açıkça ortaya koyduğunu söylediği çok sayıda açıklama da yer alıyor. Verilen örneklerden biri ise 12 Ekim’de İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un Gazze’de silahlı savaşçılarla siviller arasında ayrım yapılamayacağını söylemesiydi.

Herzog: “Orada sorumlu olan bütün bir ulustur. Sivillerin haberdar olmadığı, müdahil olmadığı söylemi doğru değil. Kesinlikle doğru değil. Onların dayandığı omurgalarını kırana kadar savaşacağız.” demişti. 9 Ekim’de Savunma Bakanı Yoav Gallant İsrail’in Gazze’ye tam bir kuşatma uyguladığını, bölgeye verilen elektrik ve suyu kestiğini açıkladı. Ayrıca Gazze sakinlerini “insanlık dışı hayvanlar” olarak adlandırdı.

10 Kasım 2023’te İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir televizyonda yaptığı bir konuşmada İsrail’in Hamas’ı yok edeceğini söylediğinde bunun “kutlama yapanları, destek verenleri ve şeker dağıtanları da kapsadığını, bunların hepsinin terörist olduğunu ve yok edilmeleri gerektiğini” söyledi. Ertesi gün, 11 Kasım’da İsrail Tarım Bakanı, 1948’de İsrail’in kuruluşu sırasında yüz binlerce Filistinlinin öldürülmesine ve zorla yerlerinden edilmesine atıfta bulunarak, “Aslında şimdi Gazze Nekbe’sini başlatıyoruz.” dedi.

Başka Kim Olup Bitenleri Soykırım Olarak Tanımladı?

Güney Afrika, savaşın başladığı Ekim ayından bu yana UAD’ye böyle bir başvuruda bulunan ilk ülke olurken, diğer pek çok ülke, kişi ve kuruluş İsrail’in Gazze’deki eylemlerini soykırım olarak nitelendirdi. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın yanı sıra Cezayir, Bolivya, Brezilya, Kolombiya, Küba, İran, Türkiye ve Venezüella devlet başkanları da İsrail’in eylemlerini soykırım olarak nitelendirenler arasındaydı.

Savaştan sadece iki hafta sonra, 800’den fazla akademisyen İsrail’in Gazze sakinlerine karşı soykırım yapma riski taşıdığı konusunda uyarıda bulunan bir mektup kaleme aldı. İmza atanlar arasında önde gelen ve Nazi soykırımına (Holokost) maruz kalmış akademisyenler ve soykırım uzmanları da vardı. O tarihten bu yana çok sayıda üst düzey BM yetkilisi de İsrail’in soykırım yapıyor olabileceğine dair ciddi uyarılarda bulundu.

2 Kasım’da sekiz BM özel raportörü “Filistin halkının ciddi bir soykırım riski altında olduğuna ikna olduklarını” söyledi. İki hafta sonra 16 Kasım’da 15 BM özel raportörü, İsrail’in 7 Ekim saldırılarına karşılık olarak gerçekleştirdiği eylemlerin “soykırım yapılmakta olduğuna işaret ettiği” uyarısında bulundu. Ekim ayı sonunda, New York İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) Direktörü Craig Mokhiber, Gazze’de yaşanan “ders kitabı niteliğindeki soykırım vakasını” gerekçe göstererek görevinden istifa etti.

Güney Afrika’nın başvurusundan önce, ABD de İsrail’in Gazze’deki operasyonlarını soykırım olarak nitelendiren bir başka dava daha açılmıştı. 13 Kasım’da Anayasal Haklar Merkezi tarafından desteklenen birkaç Filistinli aile, ABD’yi Gazze’deki Filistinlilere yönelik bir soykırımı engelleyememekle suçlayan bir dava açtı.

Güney Afrika’dakine benzer bir argüman kullanılan davada, ABD’nin Soykırım Sözleşmesine taraf olduğu fakat İsrail’e askeri ve diplomatik destek sağladığı için soykırımı önleyememekten ve İsrail’in eylemlerine suç ortaklığı yapmaktan dolayı suçlu olduğu belirtildi.

UAD Nedir ve Kararın Herhangi Bir Etkisi Olacak mı?

Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Birleşmiş Milletler’in altı temel yetkili organlarından biridir. Bireyleri savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle yargılayan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden (UCM) ayrıdır. Mahkeme ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları çözme yetkisine sahip olmakla birlikte, yasal olarak bağlayıcı olmalarına rağmen alınan kararları uygulama yetkisine sahip değildir.

Analistler daha önce MEE’ye UAD’nin kararlarının uygulanmasının zor olduğunu ancak dünya genelinde söylemlerin değişmesine yardımcı olabileceğini söylemişlerdi. İsrail’in soykırım yapıp yapmadığına karar vermek ise İsrail’in uluslararası itibarına ve diğer ülkelerle ilişkilerine ciddi zarar verme potansiyeline sahiptir.

Filistin Politika Ağı Al-Shabaka’nın ABD’li politika uzmanı Tariq Kenney- Shawa’ nın  daha önce Middle East Eye’a verdiği demeçte, bir önceki UAD soruşturması bağlamında İsrail’in Filistinlilere karşı işlediği iddia edilen savaş suçlarına ilişkin, “UAD’nin vereceği bir karar Filistinliler için uluslararası sahnede sembolik bir zafer anlamına gelecektir, ancak İsrail işgali ve ırk ayırımı altında yaşayan Filistinliler için pek bir şey değiştirmesi olası değildir” dedi.

Kenney-Shawa, UAD’nin İsrail aleyhine karar vermesi halinde bunun muhtemelen “İsrail’in en sadık savunucuları olan ABD ve Batı gibi sadece birkaç güçlü devletin yaptırımına dayanan uluslararası hukuk sisteminin doğasında var olan sınırlamaların son örneği olacağını” da sözlerine ekledi.

Mart 2022’de UAD, Kiev’in Rusya’yı topraklarını işgali nedeniyle soykırımla suçlayan bir başvuru yapmasının ardından Ukrayna’nın yanında yer aldı. Mahkeme Rusya’ya ülkedeki askeri operasyonlarını durdurma emri verdi. Neredeyse iki yıl sonra, Rusya şu anki haliyle ülkedeki askeri operasyonlarını görünürde bir son olmaksızın sürdürüyor.

Yine de İsrail’e karşı açılan mevcut dava, İsrail’in on yıllardır sürdürdüğü mahkemeyi görmezden gelme politikasından vazgeçmesine neden oldu. Aralarında Türkiye ve Malezya’nın da bulunduğu ülkelerin Güney Afrika’nın davasına destek vermesi akabinde İsrail’i Gazze’ye yönelik saldırıları nedeniyle uluslararası arenada daha da yalnızlaştırdı. İsrail ise iddialara karşı bir savunma ortaya koydu.

Daha önce Bosna soykırımı davasında çalışmış olan uluslararası insan hakları avukatı Francis Boyle, Democracy Now’a verdiği röportajda “Güney Afrika İsrail’e karşı bir karar (talimat) kazanacaktır.” çıkarımında bulundu.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kudüs Araştırmaları Platformu’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Metnin orjinali;

https://www.middleeasteye.net/news/war-gaza-icj-south-africa-genocide-case-israel-explained

 

Loading

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir