Loader

Ukraynalıları Kurban Olarak Gören Avrupa Filistinlileri Neden ‘Öteki’ Olarak Görüyor?

Paylaş

Elena Aoun , Jeremy Dieudonne

Avrupa benliğine ait oldukları kabul edilen Ukraynalıların aksine Filistinliler İsrail işgali altında yaşadıkları acılara rağmen damgalayıcı temsillere maruz kalmaya devam etmektedir. İşgal altındaki topraklarda İsrail ve Filistinliler arasındaki çatışma, son birkaç aydır özellikle de 2023 yılının başından bu yana giderek artan bir gerilim ve şiddet döngüsüne doğru kaymaktadır. Bu gelişme çoğu gözlemci için sürpriz olmasa da, Batılı devletlerin ve özellikle de eşit mesafede durmaya çalışan Avrupalıların giderek dengeden sapan tutumları oldukça dikkat çekicidir. Son olaylardan farklı farklı pek çok örnek çıkarılabilse de elimizde olan bir örnek bu eğilimi açıklayıcı niteliktedir. 26 Ocak’ta İsrail ordusunun Cenin mülteci kampına düzenlediği operasyon dokuz Filistinlinin ölümü ve yirmisinin de yaralanmasıyla sonuçlandı. Ertesi akşam bir Filistinli sinagogdan çıkan Yahudilere saldırarak yedi kişinin ölümüne ve birkaç kişinin de yaralanmasına neden oldu. Bu ikinci olay üzerine Avrupa Birliği’nin tepkisi, 28 Ocak’ta hızlı bir şekilde geldi. AB yüksek temsilcisi aracılığıyla bu korkutucu terör saldırıları karşısında dehşete düştüğünü ve bu anlamsız şiddet ve nefret eylemlerini şiddetle kınadığını açıkladı. Ancak İsrail ordusu tarafından gerçekleştirilen ilk olaya yönelik AB tepkisi ise, ikinci olayın yaşanmasına yönelik verilen tepkiden birkaç dakika sonra yani olayın üzerinden 48 saatten fazla bir süre geçtikten sonra geldi. Yüksek Temsilci yaptığı açıklamada “İsrail Savunma Güçleri tarafından yürütülen bir operasyon sırasında” ölen ve yaralanan Filistinlilerin sayısına dikkat çekti.

Cenin Kampı Saldırısı

Yüksek temsilci, 2023 yılının başından bu yana 30 Filistinlinin öldürüldüğünü kabul etmekle birlikte, AB’nin “son terör saldırılarının da gösterdiği üzere İsrail’in meşru güvenlik kaygılarını tamamen tanıdığını” vurguladı ve ölümcül gücün sadece son çare olarak kullanılması çağrısında bulundu. Avrupalı diplomatların ve ana akım medyanın İsrail-Filistin meselelerine yönelik tepkilerinin tipik bir örneği olan bu iki açıklama, Avrupa ülkelerinin Ortadoğu’ya, çatışmalarına ve ölümlerine yönelik Oryantalist (Edward Said tarafından geliştirilen kavrama atıfta bulunan) bakış açısının boyutlarını gözler önüne sermektedir. Var olan bu zıtlık, aynı Avrupa Birliği’nin Rus askeri saldırganlığıyla karşı karşıya olan başka bir halka, Ukraynalılara yardım etmek için giderek daha fazla imkân seferber ettiği düşünüldüğünde daha da açık hale gelmektedir. Burada Ukrayna’daki mücadelenin meşruiyeti ya da kuşatma altındaki bu ülkeye verilen desteğin varlığından ziyade Avrupa’nın Filistinlilere yönelik tutumu sorgulanmaktadır. Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, Ukrayna ve Filistin’deki her iki durum da fiili bir işgal ve bir devletin başka bir toprak ve nüfus üzerinde kontrol kurmak için askeri gücünü yasadışı bir şekilde kullanması ile karakterize edilmektedir. Peki, Avrupa diplomasi ve görüşlerinin bu iki çatışmayı neredeyse zıt şekillerde yorumlamasına yol açan bilişsel önyargılar nelerdir?

Sahadaki Gerçekler

Filistin topraklarındaki çıkmaza giren zorlu ve zararlı durumu vurgulayan önemli miktarda bilgi ve belge bulunmaktadır, burada ilerleme veya çözüm elde etmek zordur. Eylül 1993’te Oslo’da başlatılan otuz yıllık İsrail-Filistin barış süreci Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme yolunda ilerleme kaydetmelerini sağlayamadı. Aksine, barış için toprak yaklaşımının yarattığı umut her zamankinden daha aldatıcı bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Başta Cenevre Sözleşmeleri olmak üzere uluslararası hukuku doğrudan ihlal eden İsrail’in Filistin topraklarındaki kolonizasyonu önemli ölçüde artmıştır. Peace Now istatistiklerine göre 2023 yılı başında İsrail yerleşimlerinin sayısı 132 yasal ve 147 yasadışı yerleşime ulaşmıştır. İsrailli yerleşimcilerin sayısı 1993 yılında 116.300 iken 2021 yılında 465.400’e yükseldi. Netanyahu’nun sertlik yanlısı hükümetinin son açıklamaları bölgedeki yerleşimci nüfusunun daha da artacağını vaat etmektedir.

Filistinliler, İsrail’in “güvenlik duvarı” olarak adlandırılan ve Uluslararası Adalet Divanı’nın 2004 tarihli danışman görüşüne göre yasa dışı kabul edilen, Gazze ve Batı Şeria’da sıkışmış durumdadır. Bu duvar, Filistin’e ait kalması gereken bölgelere müdahalede bulunarak toplulukları parçalamaktadır. Teknolojik ilerlemelerle birlikte Filistinlilerin yaşamları her zamankinden daha fazla hapsedilme, gözetim ve kontrol altında olmaya mahkumdur. Hareket kabiliyetleri gibi suya ve toprağa erişimleri de sınırlıdır. Özellikle Doğu Kudüs’te Filistinlilere ait evlerin ve altyapının yıkılması artık olağan bir durum olarak algılanmaktadır. Buna ek olarak, Filistin topraklarında hem İsrail güçleri hem de yerleşimciler tarafından uygulanan şiddet, her türlü hesap verebilirlikten büyük ölçüde uzak kalmaya çalışmaktadır. Yerleşimcilerin 26 Şubat’ta Huwara kasabasına düzenlediği şiddetli baskın, devletin bu duruma cezasız kalmasının bir başka sonucudur.

İsrail’in “güvenlik duvarı” olarak adlandırdığı Utanç Duvarı

Yıllar boyunca, Batılı diplomatları ve medyayı Filistinlilerin içinde bulunduğu kötü durum ve maruz kaldıkları şiddet konusunda uyarmak için sesler yükseldi. İsrailli bir STK olan B’Tselem de dâhil olmak üzere pek çok STK tarafından İsrail’in Filistinlilere yönelik apartheid ve zulüm suçu teşkil eden uygulamalarını belgeleyen çok sayıda rapor hazırlanmıştır. Ekim 2022’de BM İnsan Hakları Konseyi tarafından kurulan bağımsız bir komisyon Filistinlilerin maruz kaldığı çok yönlü şiddeti araştırarak BM üyelerine uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirme çağrısında bulundu. Fakat bu durum şimdiye kadar bir işe yaramadı.

İsrailli ‘Ben’ ve Filistinli ‘Öteki’

Avrupa ülkelerinin İsrail işgali altındaki Filistinlilerin durumuna karşı var olan körlüğü, rasyonel çıkarların bir araya gelmesi ve İsrail anlatısının kabul edilmesiyle açıklanabilir bir durumdur. Gerçekten de Avrupa ülkelerinin İsrail’in uluslararası hukuku yapısal olarak ihlal etmesini görmezden gelmelerine yol açabilecek pek çok rasyonel çıkarı vardır. İsrail sadece ekonomik ve finansal küreselleşmeye iyi entegre olmuş son derece gelişmiş bir ülke değil aynı zamanda savunma ve gözetim endüstrileriyle ilgili yüksek teknoloji alanlarında da son derece ilerlemiş durumdadır. Ayrıca Avrupa ülkeleri, saldırıların birçok Avrupa ülkesini hedef aldığı bir dönemde İsrail’in terörle mücadeledeki deneyiminden en iyi şekilde faydalanabildi. Doğu Akdeniz’de gaz kaynaklarının keşfedilmesi ve İsrail’in Covid-19 salgınına müdahalede öncü bir devlet olarak kendini gösterme becerisi uluslararası itibarını pekiştirdi. Başka bir deyişle, İsrail gelişmiş ve varlıklı ülkeler kulübünün bir parçası olmanın yanı sıra kendisiyle ticarete, alışverişe ve işbirliğine büyük değer verilmektedir.

Bu çıkarların ötesinde, Avrupa ülkeleri Filistin’deki durumu sürekli olarak Filistin terörizminin bir sonucu olarak meşrulaştıran İsrail anlatısı üzerinden okumaya devam etmektedir. Sırasıyla İsrailliler ve Filistinliler tarafından uygulanan şiddet türündeki farklılık, bu anlatı için geniş bir alan sağlamaktadır. Gerçekten de İkinci İntifada’nın bastırılmasından sonra zaman zaman geniş çaplı şiddet olaylarında artışlar yaşanırken, İsrail’in Filistinlilere yönelik ölümcül eylemlerinin çoğu genellikle sınırlı kalmakta ve Avrupa hükümetlerinin ve medyasının görmezden gelmesini kolaylaştırmaktadır. Buna ek olarak, işgalin doğrudan ölümcül olmayan günlük şiddeti ve Filistin topraklarının ve yaşamlarının kontrol altına alınması rahatlıkla görmezden gelinebilecek bir durumdur. Buna karşılık, Filistinlilerin işgale karşı herhangi bir şiddet aracını kullanması otomatik olarak terörist terimlerle çerçevelenmekte ve sadece İsrail anlatısını besleyen ahlaksız şiddet olarak anlaşılmaktadır. İntihar bombalamaları nadir hale gelse de bıçaklı, silahlı, arabalı ya da roketli saldırılar Batı kamuoyunda güçlüye karşı zayıfın değil, uygar olana karşı barbarın araçları olarak algılanmaktadır. Ancak önemi ne olursa olsun, rasyonel çıkarlarla terörizm ve işgale ilişkin İsrail söyleminin benimsenmesi, Avrupa’nın giderek şahinleşen İsrail hükümetlerine yönelik empatisinin boyutunu açıklayamamaktadır. Oryantalist önyargının gücü çok faydalı bir tamamlayıcı ve açıklayıcı bir anahtar (nitelik) sunmaktadır.

Oryantalist Bir Önyargı

Filistin kökenli karşılaştırmalı edebiyat profesörü Edward Said, 1979 tarihli Oryantalizm adlı kitabında sömürgeci güçlerin ve onların mirasçısı olan çağdaş diplomatik aygıtların Doğu tasavvurlarını yapıbozumuna uğratmıştır. Bu çığır açan çalışma, Postkoloniyalist Batı’nın dünyanın geri kalanı üzerindeki tahakkümünün, özellikle Batı merkezi tarafından üretilen söylemler ve bunun sonucunda ortaya çıkan güç ilişkileri aracılığıyla devam etmesi hususunda sosyal bilimlerde o dönemde ortaya çıkan eleştirel bir teoriye önemli ölçüde katkıda bulundu. Bu analitik çerçeve, Batı’nın Orta Doğu’ya yaklaşımının altında yatan bilişsel ve söylemsel güçleri anlamak için ilginç anahtarlar sunmaktadır. Said’in güçlü bir şekilde savunduğu üzere bu dinamikler, Doğu toplumlarının ve kültürlerinin değerinin düşürülmesinden beslenen maddi ve manevi Batı üstünlüğü varsayımına dayanan Oryantalizm tarafından şekillendirilmektedir. Bu üstünlük, Batılı güçlerin sömürgeci ve ardından hegemonik uygulamalarının, siyasi ve kültürel olarak madur bir Öteki olarak inşa edilen bir Doğu’ya ilişkin meşrulaştırılmasından kaynaklanmaktadır. Doğu toplumlarının bu şekilde ötekileştirilmesi, belirli karakter ve davranışların özselleştirilmesine dayanan, bu toplumların üyelerine yönelik olumsuz bir algıyla devam etmektedir. Güçsüz ve Batı’dan kurtuluş bekleyen ezilmiş Müslüman kadın imajı ya da şiddet yanlısı ve cani Arap imajı, birçok araştırmacı tarafından yapısökümüne uğratılmış örneklerdir.

Avrupa tarihinde Avrupalı Yahudilerin ellerinde doğan İsrail devleti, çok erken bir dönemde Batı imajında olduğunu iddia etmiş ve öyle algılanmıştır. Batılı know-how ve araçlarla desteklenen askeri başarıları ve küreselleşen ekonomi ve bilgi üretimi ağlarına yakın bir şekilde dahil olması sayesinde elde ettiği ekonomik ve bilimsel başarılar, bu özdeşleşmeyi pekiştirdi. Sözüm ona kasıtlı olarak düşmanca davranan ve şiddeti sert politikalarını haklı çıkaran bir çevreye karşı aynı kültürel ve ahlaki üstünlük duruşundan beslenen bu özdeşleşme dinamikleri sayesinde İsrail, Batı’nın sarsılmaz desteğine sahiptir. Bu arada Filistinliler, her türlü uzlaşmaya kapalı, taleplerinde ve uygulamalarında radikal ve şiddet yanlısı bir halktan başka bir şey olarak görünmeyi asla başaramamaktadır. Avrupa benliğine ait oldukları kabul edilen Ukraynalıların aksine Filistinliler, İsrail askeri işgali ve sömürgeci girişiminin sonucu çektiklerine rağmen, hala damgalayıcı temsillere maruz kalmaya devam etmektedir. Ukrayna’daki çatışma ve Batı’nın buna verdiği tepkiler, çifte standartların dayandığı oryantalist anlatı ve temsillerin boyutunu her zamankinden daha keskin bir şekilde ortaya çıkmasına katkıda bulunmaktadır. Bugüne kadar Filistinlilerin mücadelelerinin hiçbiri Batılı diplomasi tarafından anlaşılmamış ve meşru olarak algılanmamıştır. İsrailli mağdurlara ve anlatılara karşı daha duyarlı olan bu diplomasi, nihayetinde giderek aşırılaşan İsrail hükümetlerinin baskıcı ve sömürgeci politikalarının güçlenmesine ve dolayısıyla çatışmanın sürmesine ve pek çok Orta Doğu halkının bu hükümetlere karşı kızgınlık duymasına da katkıda bulunmaktadır.

 

Elena Aoun, Belçika’daki UCLouvain Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler alanında yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır. Araştırma ilgi alanları, Orta Doğu’daki krizler ve çatışmalar etrafında dönmekte olup özellikle Avrupa Birliği gibi dış aktörlerin rolüne odaklanmaktadır.

Jeremy Dieudonne, Belçika’daki UCLouvain Üniversitesi’nde doktora öğrencisidir. Çalışmaları Amerika’nın Orta Doğu’ya yönelik siyaset ve politikalarını, özellikle de İsrail ve İran’a odaklanarak incelemektedir.

Metnin orjinali;

https://www.middleeasteye.net/opinion/israel-palestine-europe-ukraine-violence-orientalist-other

 

 

Loading

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir