Loader

Tarihi bir Kudüs Mahallesi: Şeyh Cerrah

Paylaş

Tarihi bir Kudüs Mahallesi: Şeyh Cerrah

Tercüme: Gülnur Cengiz

Osmanlı şehir surlarının dışında yer alan tarihi Kudüs’ün hareketli mahallelerinden biri olan Şeyh Cerrah, bu coğrafyayı çalmak için tarih uyduran Yahudi ve yerleşimci grupların, yüzyıllardır süren Yahudileştirme ve zorla yerinden edilme dalgasıyla karşı karşıyadır. Şeyh Cerrah’ta bulunan Osman Bin Affan Sokağı’ndaki birçok Filistinli aileyi evlerinden çıkarma kararı, yıllar önce başlayan bir tehdittir.

Mayıs ayının başından bu yana toplam 30 kişiden oluşan dört Filistinli ailenin, İsrail mahkemesinin şubat ayı ortasında “bölgeden ihraç etme ve evlerini yasa dışı yerleşimcilere teslim etme” kararlarına karşı itiraz dilekçelerini vermelerine rağmen bu itirazları reddedildi. Mahkeme daha sonra her iki tarafı da anlaşmazlığı çözmeye çağırdı. Mahkemenin itirazları reddetmesi üzerine üç ailenin de Ağustos ayı başlarında aynı kaderi paylaşması bekleniyor. Bu tahliye emirleri ve ardından Yahudi yerleşimciler tarafından Filistinlilerden çalınan mülklerin devralınması, işgal yetkililerinin demografiyi değiştirmek ve işgal edilen şehirde Yahudi çoğunluğunu güçlendirmek için hazırlanan planın bir parçası olduğunu gösteriyor.

1948 Nekbe Olaylarından sonra Siyonist milisler tarafından köylerinden sürülen Filistinli mülteciler, Şeyh Cerrah Mahallesi’nde yaşamaya başladılar. 1956’da Ürdün, Birleşmiş Milletler Filistinli Mülteciler için Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA) ile 28 Filistinli mülteci ailenin Kudüs’e yerleştirilmesini şart koşan bir anlaşmaya vardı. Evler, Ürdün hükümeti tarafından inşa edildi. Anlaşma, mülteci statüsünden vazgeçmeyi kabul etmeleri halinde mülkiyetin otomatik olarak kendilerine devredilmesi şartına bağlıydı. Böylece, 1959’da bu evlerde oturanlar evlerinin yasal sahibi oldular. Başlangıçta sayıları 28 olan aileler, çoğu çocuk olmak üzere toplam 550 kişiden 72 aileye ulaştı.

1967 Altı Gün Savaşı

İsrail’in (1967 Haziran) Altı Gün Savaşı sırasında işgal ettiği bölge olan Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin işgali hala devam ediyor. 1972 yılında, Şeyh Cerrah sakinleri, Yahudi yerleşimci örgütlerinin Karm el-Juni bölgesinin arazi “sahipliğini” elde ettiklerini ve o mahallede yaşayan dört Filistinli ailenin tahliyesini talep ettiklerini söyleyince şaşırdılar.

İsrail tarafından 1950 yılında çıkarılan “Gaipler Mülkü Yasası” uyarınca işgal makamları, topraklarına dönmeleri her zaman engellenmiş olan “gaip” Filistinli mültecilerin mülklerine el koyabilir. 1970 yılında çıkarılan bir başka yasa -Hukuk ve İdari İşler Yasası- Yahudi yerleşimcilerin ailelerinin 1948 savaşından önce şehirde yaşadığını ispat edebilmeleri halinde, ki bu onlar için zor değil, Doğu Kudüs’teki Filistinlilere ait mülklere el koymalarına izin veriyor.

Filistinlilerin evlerinin fiziksel olarak ilk kez ele geçirilmesi 2001 yılında aşırı sağcı Yahudi aktivistlerin bir eve baskın yaptığı ve ev sahibinin evi terk etmeyi reddettiği Karm el-Juni’de görüldü. 2008’de bir İsrail mahkemesi Şeyh Cerrah’ın bir kısmının “Osmanlı Dönemi’nde oraya yerleşen Doğu Yahudileri’ne ait olduğuna” hükmetti. Bu karar tam olarak “Osmanlı Dönemi’nde Yahudi Kudüsü”nü savunan bazı İsrailli ve Amerikalı yatırımcıların Filistin mülklerini satın almaya çalıştığı dönemde verildi. Şubat 2010’da Kudüs Belediye Meclisi İsrailli yasa dışı yerleşimciler için Şeyh Cerrah’ta 16 konut inşaatı projesini onayladı.

Filistinlilerin Zor Durumu

Nabil El-Kurd’un İsrail işgaliyle ilgili deneyimi, yerleşimcilerin elindeki Filistinlilerin kötü durumunun en önemli örneğidir. 70 yaşındaki Filistinli, Şeyh Cerrah’tan sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıyadır. El-Kurd 2001 yılında sahip olduğu evin yanına bir ev daha inşa etti ama İsrail yetkilileri onun yeni evine taşınmasını engelledi ve evin anahtarlarına el koydu. 2009 yılında silahlı yerleşimciler gelip evini işgal etti. Bu yüzden El Kurd, kapısının önüne bir çadır kurdu. Filistinli, Avrupalı ​​ve Yahudi aktivistler çadırındayken kendisini ziyaret edip dayanışma içinde olduklarını gösterdiler. Ancak El Kurd’un ailesi onlara yoğurt sıkan, çürük meyve-sebze ve çöp atan yerleşimciler tarafından taciz edildi. Beş yıl sonra, yerleşimciler çadırı ateşe verdi ancak aileye karşı olan saldırılar kapı eşiği protestosunu bitirmelerine rağmen devam etti.

El-Kurd, “yerleşimciler soyunup evimize bakan pencerelerin önünde dururlardı”, dedi. “Karım ve kızlarım onları görmek zorunda kalmasınlar diye bir parça kumaş asardım.” Yerleşimcilerin bu toprağın mülkiyetine sahip olduklarına dair herhangi bir kanıtının olmadığını, yalnızca İsrail’in işgal altındaki Doğu Kudüs’teki Yahudileştirme politikasını izleyerek Filistinlileri oradan sürmeye çalıştıklarını belirtti. El-Kurd, Şeyh Cerrah sakinlerinin yargıya başvurmaktan başka kendilerini savunma imkanlarının olmadığını da söylüyor. Bununla birlikte, “İsrail adalet sistemi yerleşimcilerin tarafında olduğunu defalarca göstermiştir”, diyor.

Ümmü Kamil olarak bilinen akrabası Fevzi El-Kurd, 2008 yılında zorla Karm Al-Juni’den sınır dışı edilmiş. O zamandan beri haftada üç kez bu mahalleyi ziyaret ediyor ve şu an yerleşimcilerin yaşadığı evinin önünden geçiyor. Böylece mülkünü terk etmediğini kararlı bir şekilde göstermeye çalışıyor. Ümmü Kamil: “Bu evde kırk yıl yaşadım. Son beş yılı en acı dolu kısmıydı. İsrailliler evimin yarısını zorla aldı, beni ve hasta kocamı sokağa attı. Buna rağmen pes etmedim ve evimin yanındaki bir çadırda yaşadım.”

Birleşmiş Milletler

Bu yıl Ocak ayında, 1967’den beri işgal altında olan Filistin topraklarındaki insan hakları konusuyla ilgilenen BM özel sözcüsü Mark Lynk; İsrail mahkemeleri tarafından çıkarılan tahliye emirleri eğer uygulanırsa işgal otoritesinin 4. Cenevre Sözleşmesi’nin 49. Maddesi ile korunan nüfusun zorla yerinden edilmesi yasağının ihlal edilmiş olacağını söyledi. Bu bağlamda Filistin Araştırmaları Kuruluşu; sözleşme kapsamında İsrail’in, Doğu Kudüs dahil tüm Filistin’de uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine uyup uymadığından emin olmanın uluslararası toplumun bir sorumluluğu olduğunu söyledi. İsrail Sivil Toplum Örgütü Peace Now, bu tahliye kararlarını çıkaran mahkemelerin devlet yetkililerinin yakın desteğiyle bir toplumun tamamını yerinden etme ve o bölgeleri bir yerleşim yerine dönüştürme suçunu işlemek için yerleşimciler tarafından kullanılan bir araç olduğunu doğruladı. Buradaki İsrail yerleşim yerleri uluslararası hukuka göre yaşa dışıdır. Peace Now’a göre, “İsrail hükümeti, yerleşimciler için Dönüş Yasası (sadece Yahudiler için geçerli) kapsamında binlerce Filistinlinin sınır dışı edilmesinde bir sakınca görmese de 1948’den önce Filistinlilere ait olan topraklarda yaşayan İsraillilerin, sınır dışı edilemeyeceği görüşündedir. 1967’de Batı Duvarı Meydanı’nı genişletmek için Meğaribe Mahallesi sakinlerinin sınır dışı edilmesinden bu yana Kudüs’te bu tür bir tahliye dalgası da gerçekleşmemişti.”

Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nin yayınladığı araştırmalara göre son zamanlarda yerleşimci gruplar, Filistinlilerin zorla tahliyesi için taleplerini artırdı. Şu an Doğu Kudüs’teki zorla tahliye talepleri sonucunda yerinden edilme riski altında olan 391’i çocuk, yaklaşık 877 sakin var. Bunun yanı sıra Eski Şehir’de, Şeyh Cerrah ve Silvan Mahalleleri’nde yaşayan yüzlerce aile de evsiz kalma riskiyle karşı karşıyadır. BM, Şeyh Cerrah Mahallesi’nde yaşananların uluslararası hukuka göre yaşa dışı olduğunu ancak İsrail’in şu ana kadar etkili bir uluslararası baskıyla karşı karşıya kalmadığını belirtti. İsrail de BM’nin çözüm önerilerine uymayı reddediyor.

Sahte Belgeler

Yahudi yerleşimci örgütü Nahalat Şimon, bölgenin 130 yıl önce Yahudiler tarafından satın alındığını iddia ederek toprak mülkiyeti ile ilgili mahkeme kararları çıkardı. Toprak sahipleri ise bunu yalanlıyor ve kanıt belgesinin sahte olduğu konusunda diretiyorlar. İşgal yönetimindeki Kudüs Belediyesi, bir Yahudi yerleşimi inşa etmek için Şeyh Cerrah’taki Shepherd Oteli’ni 2008 yılında yıktı. Tarihi Kudüs mahallesi, daha fazla araziye el konulması için ciddi bir İsrail planıyla karşı karşıya kaldı. Mahallede, Yahudi türbesi olduğu iddia edilen bir yere otopark yapmak üzere alınması da bu plana dahil. O dönemde işgal belediyesinin ve Ulusal Kutsal Yerleri Geliştirme Merkezi’nin yerel planlama ve inşaat komitesiyle hazırlanan planlarının özellikle Şeyh Cerrah’taki yaklaşık 5.000 metrekarelik araziye el koymak olduğu anlaşıldı.

İsrail, “Aziz Simon (Şimon Hatzadik)” türbesini ziyaret eden Yahudiler’e bir otopark inşa etmek için mazeret olarak Kamu Yararı Yasası’nı kullandı. Kendisi de yerleşimci olan, Ulusal Kutsal Yerleri Geliştirme Merkezi müdürü Nuri Hanania, Maariv gazetesine otopark için planlanan arazinin “Yahudilerin” olduğunu ve kendisine ait olduğunu söyledi. Arazinin gerçek sahibi Kemal Ubeyde ve Şeyh Cerrah’ı Koruma Halk Komitesi bunu kesin bir dille yalanladı. 40 yaşındaki Ubeyde, belediye çalışanlarının arazinin üzerine park ettiği kamyonuna resmi tahliye emirleri yapıştırdı ve kendisini bölgeyi boşaltmaya çağırdığını söyledi. Böylece İşgal yetkililerinin iddia ettiği gibi “halka açık bir yer” haline geldi.

Müslüman Türbesi

Şeyh Cerrah’ı Koruma Halk Komitesi üyesi Emil El-Kasım, Al-Quds Al-Arabi’ye, “Aziz Simon Türbesi’nin” aslında dindar bir adam olan Sadeddin Hijazi’nin 400 yıldır gömülü olduğu bir Müslüman türbesi olduğunu açıkladı. Komitenin bunu doğrulayan Osmanlı Dönemi’ne ait bir haritaya sahip olduğunu söyledi. El-Kasım, sözde Yahudi türbesinin, yaklaşık 6.000 Filistinlinin yaşadığı ve sadece iki Yahudi evi içeren Arap Mahallesi’nin kalbindeki bir kayaya oyulmuş bir mağara olduğunu ifade etti. 1978’de Fundamentalist (köktenci) Yahudiler, bu bölgeyi ziyaret etmeye ve dini ayinler yapmaya başladılar. Daha sonra burası dindar Yahudilerin her gün ziyaret ettiği resmi bir türbe haline geldi.

Kelimeler Değil Eylemler

Emil El-Kasım, yıkılma tehdidi altındaki evlerden birinin sahibidir. Bu evlerin sahiplerinin Yafa, Hayfa, Akka ve Batı Kudüs’ten Şeyh Cerrah’a sığınan Nekbe gününün yerinden edilmiş kurbanları olduğunu söyledi. Bunlar, UNRWA ile Ürdün hükümeti arasındaki 1956 anlaşmasından sonra bu mahallede yaşadılar. Filistinli aktivist, Al-Quds Al-Arabi’ye, bu ailelerin Şeyh Cerrah’ta inşa edilen evlerin mülkiyeti karşılığında BM nezdindeki mülteci statüsünden vazgeçtiklerini söyledi. Evler için üç yıl boyunca sembolik kira ödedikten sonra evlerin sahibi oldular. Şeyh Cerrah, adını 12. yüzyılda Haçlıları mağlup eden Salahaddin el-Eyyübi’nin doktorundan almıştır. El-Cerrah, yerel bir cami içindeki bir türbeye gömüldü ve adını taşıyan mahalle yasa dışı yerleşimcilerin burayı ele geçirmesine karşı kampanya yürüten yerel ve uluslararası sol protesto hareketlerinin odağı haline geldi. Kasım, 2010 tarihli bir yazısında Haaretz, İsrail hükümetini kınadı ve “yerleşimcilere yataklık edip bölgedeki eşitsizlik politikasını destekleyerek” Filistinlilerin Şeyh Cerrah’taki evlerini tahliye etmelerinden hükümeti sorumlu tuttu. “Doğu Kudüs’teki diğer yerlerde olduğu gibi, Şeyh Cerrah’taki Yahudi yerleşiminde de şiddetli bir provokasyon var.”, dedi.

Aklı başında hiç kimse, Yahudilerin Doğu Kudüs’teki herhangi bir eve dönmeleri için mutlak hakka sahip olduğuna ikna edilemezken İsrail’deki yasa yalnızca Filistinliler’in şehrin batısındaki evlerine (veya başka herhangi bir yere) dönme haklarını reddediyor. Aynı zamanda onları 60 yıldır yaşadıkları evlerinden de kovuyor.

Yazının orjinaline linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.middleeastmonitor.com/20210511-sheikh-jarrah-is-a-historic-jerusalem-neighbourhood/

Loading

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir