Loader

Kutsal Bilinci

Paylaş

Suna Durmaz yazdı.

1973 Arap-İsrail Savaşı sıralarında, on iki yaşında bir çocuktum. O yaşlardaki çoğu kız çocuğu gibi bakımlı saçlar ve süse hevesliydim. Okumayı da çok severdim. O yıllarda rahmetli babam düzenli olarak Tercüman Gazetesi alırdı. Arada, Milliyet ve Hürriyet gibi gazeteler de eve gelirdi. Gazetelerde resimleri olan sanatçıların hikâyelerini heyecanla okurdum. Artistlerden başka, hikâyelerini merakla okuduğum kadınlar, İsrail askerleriydi. Ellerinde makinalı tüfekler ile cepheden verdikleri o süslü püslü pozlara hayran hayran bakardım. O tarihlerde Türk ordusunda kadın olmadığı için (belki vardı ama biz haberdar değildik), makyajlı ve boyalı saçlı kadın askerler ilgimi çekiyordu. Çünkü câzibe ile kuvvet yan yana sunuluyordu. Bu görüntülerle yazılı medya tarafından benim gibi çocukların bilinçaltına işlenen fikir; İsraillilerin vatanlarını savunmak zorunda olan hâlim- selim insanlar, Filistinlilerin ise sosyalist zihniyetli silahlı gerillalar olduğuydu. Bu gerillalar hakkındaki tek bilgim: Uçak kaçıran, suçsuz insanları acımasızca öldüren teröristler tanımlamasıydı.[1] Uçak kaçıran Leyla Hâlid (1944- )[2] kimdi ve neden böyle bir işe girişmişti? O bir katil miydi, yoksa ülkesinin sesini duyurmaya çalışan bir direnişçi miydi? Yahut 1970 yılında Filistinliler ve Ürdünlüler arasında meydana gelen ve yedi-sekiz bin insanın ölümüne sebep olan “Kara Eylül” olayları neden olmuştu? Filistinliler kimdi? Ürdünlüler kimdi? Bunlar kardeş miydi, yoksa ayrı ayrı milletler miydi? Tabii o yaşta ne Filistin ne Mescid-i Aksa ne İsrail ne de işgalci Siyonizm hareketi hakkında en ufak bir bilgim yoktu. Babam öğretmen (Van Köy Enstitüsü mezunu) olduğu halde bu konular hakkında ya bir şey bilmiyordu yahut bildiği halde bizi aydınlatmıyordu. Belki, günümüzde birçok insanın inandığı gibi, Filistin ile alâkalı meselelere “kutsal” gözüyle değil, “Arapların meselesi” nazarıyla bakıyordu. Belki de Türkiye’ye komünist rejim getirmek için silahlı eylem yapan Deniz Gezmiş (1947-1972) gibi Marksist- Leninist düşünceli öğrencilerin[3] Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi ile Ürdün ve Lübnan’da silahlı eğitim almaları yüzünden Filistinlilere karşı ön yargılıydı. Allah doğrusunu bilir.

Filistinliler Önyargımı Kırdılar

Aradan yıllar geçmişti ve ben evlendikten iki yıl sonra dokuz aylık bebeğimle 1985 Ocak ayında Kuveyt’e gitmiştim. Yazma eserler uzmanı olan eşim, Kuveyt Üniversitesi Yazma Eserler Kütüphanesi’nde görev yapmak üzere davet almıştı. Minik oğlum zatürre olmuştu. İstanbul’da başlayan tedavisinin devam etmesi gerekiyordu. Havalimanı çıkışında bir taksiye binerek bizi hastaneye götürmesini istedik. Oğlumun hastalığına dayanamayan kalbim çok daralmıştı. Bunu iyi bilen rahmet ve şefkat sahibi Yüce Rabbim, şoförü öyle bir hastaneye sevk etmişti ki, o gece nöbetçi çocuk doktoru olan şahıs, tıp tahsilini Cerrahpaşa ‘da yapmış ve Türkiye’de çalışmış olan bir Filistinli doktordu. Konuşmasıyla beni öyle rahatlatmıştı ki hâlâ unutamam. Doktorun “Korkma yenge korkma, Allah’ın izniyle çocuğunu iyileştireceğim” sözleri, hummaya yakalanmış bedene su serpmek misali, şefkat ateşiyle yanan kalbimi oldukça ferahlatmıştı. O gece otelde kaldık. Ertesi gün, üniversite tarafından bize tahsis edilen lojmana yerleştik. Eşim akşam namazı için evimizin karşısındaki camiye gitti. Cami müdavimlerinden olan Ebu Hişâm eşimi kucaklayıp gurbetteki ilk günlerimizde bize yardıma hazır olduğunu söylemiş. Sübhânallah! Ebu Hişâm da Filistinli çıkmıştı. Ebu Hişâm, hiç aksatmadan bir ay boyunca iğne vurulması gereken yavrumu semt polikliniğine götürmesi için küçük oğlunu görevlendirmişti. Gurbette yalnızlık hissetmememiz için bizleri sık sık evlerine davet ediyorlardı. İlk Arapça kelimeleri Ebu Hişâm’ın eşinden öğrenmişimdir. Ailece yaptığımız sohbetler arasında Filistin tarihi hususundaki ilk bilgileri Ebu Hişâm’dan duymuştum. Peygamber Efendimiz’in (aleyhisselam) büyük dedesi olan Hâşim’in Gazze’ye ticaret için geldiğini, bu yüzden şehrin halk arasında “Ğazzet’ül İzze / İzzetli Gazze” olarak anıldığını, Mescid-i Aksa’nın kutsallığını, Selâhaddin Eyyûbi’yi ve onun ordusuyla Irak- Suriye topraklarından Kudüs’e gelip yerleşen Türkmen ve Kürt ailelerinin varlığını, kendisinin de atalarının Kürt olduğunu, Yahudi işgalini ve bölge tarihiyle alâkalı daha birçok detayı ondan öğrenmiştim. Tabii, Ebu Hişâm Cemal Paşa’yı da anlatmıştı.[4]

Osmanlı devletinin I. Dünya savaşında cephelere daha çok Arapları sürdüğünü (!) bu yüzden binlerce Arap gencinin öldüğünden bahsetmişti. Ebu Hişâm’ın Osmanlı hakkında anlattıkları kafama yatmamıştı ama Arapçam iyi olmadığı için cevap verememiştim. Eşim kendisiyle tatlı tatlı tartışıyordu ama ikna için yeterli değildi. Anlaşılan, İngilizler bize Arapları kötüledikleri gibi Araplara da bizi kötülemişlerdi! Araplara “Türkler sizi 400 yıl sömürdü” Türkler de “Araplar sizi arkanızdan hançerledi” demişlerdi.

Arapça Bana Filistin’in ve Kudüs’ün Kıymetini Öğretti

Kuveyt’e yerleşmemizin üstünden iki yıl geçmişti. Bu süre zarfında kulaktan dolma ve radyo- televizyondan biraz daha Arapça öğrenmiştim ama bunu yeterli bulmuyordum. Çünkü içinde bulunduğum toplumun dilini mutlaka öğrenmem gerektiğine inanıyordum. Bunun ötesinde, Kelâmullah sıfatı taşıyan kutsal kitabımızı anlayarak okumayı çok arzuluyordum. Bu sebeplerle, 1987 yılı Eylül ayında Kuveyt Üniversitesi Dil Okulu’na kaydoldum. İki tam sömestr ve yaz kursu olarak devam eden olan dil okulunda, ilk eğitimimi yine Filistinli Prof. Nâil Hoca’dan aldım. Rabbim ilim yolunda da karşıma Filistinli hoca çıkardığına göre, Filistin ve benim aramda bir bağ kuruyordu ama o vakitler bunu idrak edemiyordum. Sosyalist fikirli olduğu her halinden belli olan Nâil Hoca, bir defasında, Batı medyasının tüm Filistinlileri “terörist” olarak yansıttıklarını, bu yüzden, bir uçak yolculuğunda yanındaki koltuğa oturan kadınla tanıştığında kendisinin Filistinli olduğunu söyleyince, kadının “Siz terörist misiniz?” diye sorduğunu gülerek anlatmıştı. Okulu başarıyla bitirmiş, gazete ve kitap okumaya başlamıştım. Hatta Mısırlı meşhur yazarlar Fehmi Hüveydi ve Muhammed Hasaneyn Heykel, Kuveytli Ahmed el- Hatîb, Fuâd el-Hâşim, Abdullah en- Nefîsi (Nefisi’yi hâlâ okur istifade ederim) gibilerin makalelerini çözmeye başlamıştım. Bu yazarların makaleleri vesilesiyle Ortadoğu’da cereyan eden siyasi ve sosyal hadiselerin perde arkasını anlamaya çalışırdım.

Ağustos 1990’da Irak Kuveyt’i işgal etmişti. O yıllarda Kuveyt’te 500 bin Filistinli ikamet ediyordu. Kimi 1948 savaşında, kimileri ise 1967’de Kuveyt’e sığınmıştı. Ebu Hişâm’ın ailesi de 1967 harbi sonrası gelenlerdendi. Kuveyt’e sığınan Filistinliler, Filistin Halk Kurtuluş Örgütü’nü (el-Fetih) kurmuşlardı. Kuveyt hükümeti kendilerine her türlü desteği vermişti. Buna rağmen, Saddam Hüseyin’i Arapların lideri olarak gören Yaser Arafat’ın Kuveyt’in işgaline destek olması, Filistinliler ile Kuveytliler arasında derin bir çukur açmıştı. Kuveyt, 26 Şubat 1991 yılında BM orduları tarafından işgalden kurtarılınca, Kuveyt Emiri Câbir Ahmed es-Sabah ülkedeki Filistinlilerin kovulmasını emretmişti. Yaser Arafat ve arkadaşlarının büyük hatası masum Filistinlilere kesilmiş, 450 bin Filistinli sınır dışı edilmişti. Bütün bu olaylar, dikkatimi Filistin, İsrail ve Siyonizm üzerine çekmişti. Konu üzerine çokça kitap okumaya başlamıştım. Araştırmam derinleştikçe hayretim artıyordu. Bu kutlu topraklar hem akîdevi hem de tarihi olarak bizimle doğrudan alâkalıydı.

İsra Suresi’nde açık açık ismiyle zikredilen, başka surelerde de dolaylı olarak uzun uzun bahsi geçen, Hz. Meryem’in secdegâhı ve Hz. Zekeriya’nın mihrabı olan Mescid-i Aksa buradaydı. Aksa, peygamberlerin beşiği ve tebliğ minberiydi. Dinden dönenler ile dinde sabit kalanlar arasındaki Hak ve Bâtıl mücadele sahasıydı. İman ettik deyip de teslim olamayan insanların Allah katında rezil oldukları yerdi. Rasûlullah Efendimiz (sallallahualeyhivesellem), Miraç gecesinde göklere yükseldiği bu yerleri fethetmek için askeri ve siyasi planlar yapmıştı. Şam diyarını (Beytülmakdis toprakları) fethetmek için bir ordu hazırlamış, başına da evlatlığı Zeyd b. Hârise’nin oğlu Usâme bin Zeyd’i komutan olarak atamıştı. Fetih hareketi Efendimiz (aleyhisselam) vefat ettikten sonra da devam etmiş; nihayet, Suriye-Filistin topraklarının tamamı İslâm hükmüne boyun eğmişti. Mescid-i Aksa’yı bağrında saklayan Kudüs ise Hz. Ömer (r.a) döneminde (638) fethedilmişti. Bu bilgiler, kutsala dair her Müslümanın daha çocuk yaştan itibaren bilmesi gereken şeylerdi. Heyhat! Ben bu hakikati çok geç öğrenmiştim. Dini olarak böyle bir bağımız vardı Suriye-Filistin topraklarıyla. Peki, milli bağımız yok muydu? Elbette vardı. Selçuklular ve onların atabeyleri olan Zengîler, buralarda hüküm sürmüşlerdi. Osmanlı Devleti ise tam 401 yıl buralara gözü gibi bakmış, I. Dünya savaşında itilaf devletlerine karşı mağlup olunca, dört asır boyunca adâlet ve şefkatle idare ettiği peygamberler diyarından ağlayarak çekilmek zorunda kalmıştı.

Filistin Konusuna İlgi Duyanlar, Önce Hangi Dili Öğrenmeli?

Dil bilmek, paha biçilmez bir zenginlik ve kuvvettir. Özellikle de Arapça, kutsal kitabımızın dili olması cihetiyle akidevî olarak bir buçuk milyar Müslümanın ortak lisanı ve yaklaşık 300 milyon Arabın ana dilidir. İslâm tarihinde varlık göstermiş olan birçok devletin de resmi yazışma dilidir. Bu sebeple, içinde bulunduğumuz coğrafyanın geçmişini anlatan temel tarih kitapları genelde Arapça yazılmıştır. İbadet ve zikir kitabımız olan Kelâmullah’ı anlamak için mutlaka Arapça öğrenmek gerekir. Arap kardeşlerimizle, özellikle de Filistinlilerle kuvvetli muhabbet bağı kurmak için mutlaka Arapça öğrenmek gerekir. İşgal altındaki İslâm topraklarını kurtarma mücadelesinde uluslararası mahfillerde etkin olabilmek için İngilizce de öğrenmek zaruret haline gelmiştir.

İbranice Gerekli mi?

Son zamanlarda, birçok genç İbranice öğrenmeye merak sardığını bana iletti. Sebebini sorunca, “Yahudileri daha iyi tanımak, Filistinlilerin hakkını savunmak (!)” gibi cevaplar verdiler. Peki, Arapça biliyor musun? diye sorduğumda ya hiç bilmediklerini ya da çok basit düzeyde olduklarını söylediler. Şahsen, dil öğrenimini çok önemsiyorum. İbranice de buna dâhil. Bununla beraber, İbranice hususunda bazı çekincelerim var. Şöyle ki: Bir lisan öğrendiğinizde, o milletin inancına ve bu inançtan kaynaklanan örf ve âdetlerine karşı ilgi duyma durumunda kalabilirsiniz. Hatta kutsal bilinci olmayan bir Müslümansanız, dilini öğrendiğiniz o milletin dinine dahi meyledebilir ve o milleti savunur hâle gelebilirsiniz. Bu durum bütün diller için geçerlidir, özellikle de İbranice için. Peki, ne yapmalı? Bir Müslüman için İbranice öğrenmek haram mı? Öncelikle, Arapça ile aynı dil ailesinden (Sami) gelen İbraniceyi öğrenmek haram değil elbette. Lakin her konuda olduğu gibi Yahudiler hususunda da evvela Kuran-ı Kerim’i anlamalı ve ayağımızı yere kuvvetli basmalıyız. Rabbimiz Yahudiler hakkında ne diyor? O ayetleri bulup üzerinde tefekkür etmemiz gerekiyor. El-Alîm ve Allâmu’l Ğuyûb olan Rabbimiz, öğrenmemiz gereken esaslı meseleleri mutlaka bildirmiştir. İsrailoğullarının çoğunluğunun dinden dönmeleri ve bu sebepten dolayı lânetlenmeleri, Peygamberleri öldürmeleri yahut onları yalanlayıp iftira atmaları, yeryüzünde fesat çıkarmaları, Rablerine asla tevekkül etmemeleri, Zât-ı Akdes olan Allah Teâlâ’yı sorgulamaları, Rasûlullah’ı (aleyhisselam) öldürmeye kalkmaları ve daha niceleri…[5] Bunları idrak edip, sarsılmaz bir iman sahibi olduktan sonra, Yahudi zihniyetini ve işgalci Siyonist yapının içinde olduğu manevi cehennemi ve toplumsal çöküşün detayını dış dünyaya aktarmak için, özellikle de akademik seviyedeki araştırmacıların İbranice öğrenmeleri faydalı olur. Tur rehberleri de buna dâhil elbette. Bunun haricinde ise İbranice öğrenimi fantezinin ötesine geçemez.

Sözün özü: Bir mümin, anadilinden sonra Arapça’yı iyice öğrenmeli, sonra ihtiyaca göre diğer dilleri öğrenmeye gayret etmelidir.

Kaynak: Suna Durmaz hanımın bu makalesi ilk defa Minber-i Aksa Dergisi 2023 yılı 47.sayısında yayımlanmıştır.

 

[1] 1999 depreminde, Türk medyası, ambulans ve arama ekipleri gönderen İsrail’i pek yardım sever göstermiş, uçaklar dolusu yardım gönderen Kuveyt’i önemsememişti.

[2] Leyla Hâlid: 1948 yılında Filistin toprakları Yahudiler tarafından işgal edilince, ailesiyle birlikte Güney Lübnan’a sığındı. 1967 yılında Kuveyt’te öğretmenlik yaptı. “Dünyada uçak kaçırma eylemlerini gerçekleştiren ilk kadın” olarak tanındı. 29 Ağustos 1969 tarihinde, 840 numaralı Los Angeles-Tel Aviv uçuşunu gerçekleştiren bir Amerikan uçağını kaçırmıştır.

[3] https://www.indyturk.com/node/131871/t%C3%-BCrkiyeden-sesler/filistin%E2%80%99e-giden-t%C3%-BCrkiyeli-devrimcilerin-serencam%C4%B1-1

https://www.gercekhayat.com.tr/dosya/solcular-filistine-gerilla-olmaya-gitti/

[4] Osmanlı Devleti Dördüncü Ordu komutanı olan Cemal Paşa, (1872-1922) İngilizleri Mısır’dan çıkarmak için Kanal Harekâtı adı verilen bir planı uygulamaya koydu. Şubat 1915’teki Birinci Kanal Harekâtı’nda ve 1916 Temmuz’unda tekrarlanan İkinci Kanal Harekâtı’nda istenen sonuçlar alınamadı. Bu yüzden Kanal Harekâtı eleştirilere konu oldu ve hayalci bir girişim olarak yorumlandı. Cemal Paşa, Şam’daki ikameti sırasında Arap milliyetçi liderleriyle de çatıştı. Bir yandan ahalinin desteğini sağlamak için Mescid-i Aksâ’da cuma namazlarından sonra diğer yetkililerle birlikte şikâyetleri dinleyip halkın verdiği dilekçeleri işleme koyarken öte yandan Arap milliyetçi liderlerine karşı sert tedbirler aldı.

Bkz: https://islamansiklopedisi.org.tr/cemal-pasa

[5] “Ne zaman onlar bir söz verdilerse yine kendilerinden bir grup onu bozup bir kenara atmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmezler.” Bakara,100

“De ki: “Eğer inanan kimseler idiyseniz, daha önce niçin Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?” Bakara,91

“İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun.” Maide,13

“İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü.” Maide, 78

 

Loading

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir