Loader

İsrail Soykırıma Kılıf Uyduruyor

Paylaş

Merwan Bishara

Sümeyye Oğlakçı tercüme etti.

Cumartesi günkü Hamas saldırısını “İsrail’in 11 Eylül’ü” olarak adlandırmak, yalnızca fanatik İsrail hükümetinin bölgede Armagedon Savaşı’nı başlatmasına yardımcı olacaktır. İsrailli ve Amerikalı yetkililer, pek çok destekçisi gibi, Hamas’ın cumartesi günkü saldırısını “İsrail’in 11 Eylül’ü” olarak nitelendirerek Hamas ile El Kaide ve İsrail ile ABD arasında paralellikler kurdu.

Başkan Joe Biden, “Eğer ABD, İsrail’in yaşadığını yaşasaydı, tepkimiz hızlı, kararlı ve ezici olurdu” dedi. Hamas’ın “vahşeti” ve “kana susamışlığı”nın “IŞİD’in en kötü saldırılarını akla getirdiğini” ekledi. Hatta Hamas savaşçılarının “kadınlara tecavüz ettiği” ve “bebeklerin kafalarını kestiği” şeklindeki sansasyonel ve asılsız iddiaları bile tekrarladı.

Avrupa’nın büyük başkentleri, 11 Eylül’ün yanlış analojisini ve tehlikeli “biz ve onlar” kavramını; en ikonik binalarını İsrail bayraklarıyla donatarak, 11 Eylül’de New York ve Washington’a düzenlenen saldırılardan sonra “hepsi Amerikalı” kesildikleri gibi – feci sonuçlarla – “hepsi İsrailli” kesilerek güçlendirdiler.

İşgalci İsrail Askerleri

Batılı güçler, iyi prova edilmiş bir orkestra gibi sivillere yönelik “kışkırtılmamış” saldırıları kınadı ve fanatik İsrail hükümetinin, halkını “kötülüğe” karşı “savunması” için ne gerekiyorsa yapmasına koşulsuz destek verdiklerini dile getirdi.
Histerinin ve ikiyüzlülüğün derecesi pervasız olduğu kadar akıllara durgunluk vericidir. İsrail’den gelen bazı görüntüler şüphesiz dehşet verici; ancak Irak, Afganistan, Suriye, Yemen, Libya vb. diğer yerlerden gelen görüntüler de daha az korkunç değildi. Ortadoğu’da Batı ve İsrail’in yirmi yıldır sürdürdüğü savaşlar binlerce değil milyonlarca Arap ve Filistinlinin ölümüne yol açtı.

Batı’nın gözünde İsrail’in kendi halkını savunma “görevi” var gibi görünüyor ama Filistinlilerin sanki daha aşağı bir tanrının insanlarıymış gibi kendilerini koruma hakları yok! İsrail’in de görünüşte işgalini ve apartheid rejimini savunma ve hatta genişletme hakkı var, ancak Filistinlilerin yetmiş yıllık mülksüzleştirme, baskı ve kuşatmadan sonra hayal kırıklıklarını ifade etme veya özgürlük ve adalet için mücadele etme hakları yok.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e göre, “Rusya’nın sivil altyapıya, özellikle de elektriğe yönelik saldırıları savaş suçudur. Erkeklerin, kadınların, çocukların suyunun, elektriğinin kesilmesi… tam bir terör eylemidir.” Ancak İsrail’in Gazze’deki Filistinlilere karşı aynısını yapması meşru müdafaadır! Bu, ikiyüzlülüğün ve çifte standardın somut örneğidir.
Açıkça söylemek gerekirse Hamas, kendi gündemini ilerletmek için tartışmalı ve tatsız yöntemleri rutin olarak kullanmış ve hâlâ da kullanmaya devam eden İslamcı bir gruptur.

Ancak şüpheli yöntemler kullanan diğer sömürgecilik karşıtı hareketler gibi, her şeyden önce, El Kaide’yi ve IŞİD’i uzun süre kınayan ve tarihi Filistin dışında asla bir saldırı düzenlemeyen milliyetçi bir harekettir. El Kaide’den farklı olarak Hamas, 2006’da Gazze’de yapılan son parlamento seçimlerinde parlamentoda çoğunluğu elde etti ve – Amerika’nın planladığı bir darbeden sağ kurtulduktan sonra – kuşatma altındaki şeridin fiili hükümeti olarak hareket etti.

Her şeyden önce, Hamas’ın Cumartesi operasyonu ile 11 Eylül arasındaki histerik karşılaştırmalar pervasızca ve son derece tehlikelidir. Çünkü bunlar, Afganistan ve Irak’ın sahte iddialarla işgal edilmesinden önce tanık olduğumuz gibi, daha geniş bir savaş için zemin oluşturmaya hizmet etmektedir. Bu tür karşılaştırmalar Filistinli liderlerin şeytanlaştırılmasına ve Filistin halkının insanlıktan çıkarılmasına yardımcı oluyor ve Gazze’den başlayacak soykırıma yönelik bir savaşın yolunu açıyor.

Elbette diğer liderleri şeytanlaştırmak çirkin bir politikadır, ancak bütün bir halkı insanlıktan çıkarmak katıksız ve dümdüz bir ırkçılıktır. Bu şekilde, bu yanlış ve histerik benzetme, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik hukuksuz kuşatmasının ve ayrım gözetmeyen bombardımanının ardından orada yaşayan iki milyondan fazla Filistinliyi yok edecek daha da korkunç bir kara istilasıyla devam etmesi için yeşil ışık anlamına geliyor.

Gerçekten de dört savaş ve 17 yıl süren kuşatmayla Hamas’ı zayıflatmayı başaramayan İsrail hükümeti, şimdi Gazze’yi kuşatarak ve yeniden işgal ederek Hamas’ı hem siyasi hem de askeri olarak yok etmeye kararlı görünüyor.
Bu amaçla, halihazırda yaklaşık 350.000 yedek askeri geri çağırdı ve güney sınırına 100.000 askerin yanı sıra çok sayıda tank yığdı. Bu arada, insanları Gazze’den Sina’ya göndererek onları “güvende” tutacak ve İsrail’in işgalini kolaylaştıracak bir insani koridor oluşturma girişimleri, Filistinlileri bir kez daha anavatanlarından kovmak için hem Filistinli hem de Arap liderlere verilmiş bir bahaneden başka bir şey olmadığı gerekçesiyle, onlar tarafından reddedilecektir.

Yoğun nüfuslu Gazze’ye, orada yaşayan insanlara hiçbir kaçış yolu sağlanmayan, beklenen kara işgali; kendi kuvvetleri arasındaki kayıpları azaltmak için şiddetli bombardıman ve özellikle İsrail’in beklendiği gibi ağır silahlar kullanması durumunda, haftalarca veya aylarca sürmesi muhtemel çatışmalarda Filistinliler arasında on veya yüzbinlerce can kaybına neden olacak. Gerçekten de İsrail’in yaklaşmakta olan Gazze işgali, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en kanlı kentsel çatışmaya, feci bölgesel sonuçları olan bir kıyamete dönüşecek.

İsrail, yüksek maliyetle de olsa başarılı bir şekilde Gazze Şeridi’ni yeniden işgal etse ve Hamas’ın askeri ve idari altyapısını ortadan kaldırsa bile o zaman ne olacak? İsraillilerin geçmişte olduğu gibi burayı devralmak için yüksek bir bedel ödemesinin ardından, burayı Ramallah’taki Filistin Yönetimi’ne mi teslim edecek? Gazze Şeridi’ni kalıcı olarak elinde tutacak mı, sakinlerine yiyecek ve hizmet sunacak mı? Hamas’ın işgale karşı bir direniş hareketi olduğu fikrine son verebilecek mi?

İsrail’in “ertesi gün”le ilgili bu çetrefilli sorulara verecek bir cevabı yok gibi görünüyor. Aslında Gazze’de, Filistin’de ya da bölgenin genelinde böylesine soykırımcı bir işgal ve işgalden sonra ne olacağını söylemek mümkün değil.

Savaşın kuzeye ve doğuya yayıldığının, İsrail’’i yıkım çemberini genişletmeye zorladığının, daha doğrusu buna izin verdiğinin işaretleri şimdiden var. Bu, sanki yirmi yıl süren sonsuz savaşlar yeterli değilmiş gibi; kolaylıkla ABD ve onun yeni konuşlandırılan deniz donanmalarının bir başka yıkıcı bölgesel savaşa sürüklenmesine yol açabilir.
İsrail ve ABD, onlarca yıldır süren savaşlardan, işgalden ve beceriksizliklerinin neden olduğu acılardan hiçbir şey öğrenmemişler gibi aynı hataları tekrarlamamalı.

Batılı güçlerin yetişkin gibi davranmaya başlamasının ve İsrail’in çürütülmüş yalanlarını ve klişelerini tekrarlamayı bırakmasının tam zamanı. Hata yapmayın, Filistin trajedisine askeri bir çözüm yoktur, yalnızca siyasi ve diplomatik bir çözüm vardır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kudüs Araştırmaları Platformu’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Metnin Orijinali:
https://www.aljazeera.com/opinions/2023/10/12/israel-is-manufacturing-a-case-for-genocide

Loading

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir