Loader

İsrail-Filistin Savaşı: Lübnan Hizbullah’ı Ne Zaman Savaşa Girecek?

Paylaş

Amena El-Ashkar

Bedriye Kaplan tercüme etti.

 

Gazze’de yaklaşan kara harekâtı Lübnanlı grubun daha ciddi bir müdahalesini tetikleyebilir.

İsrail’in Gazze’deki el-Ehli Arap Hastanesine düzenlediği ve beş yüze yakın kişinin ölümüne yol açan son hava saldırısının ardından, Lübnan’ın İsrail ile olan güney sınırında devam eden gerginliklerin ortasında, Hizbullah’ın çatışmaya katılımının önümüzdeki günlerde nasıl değişebileceğine dair pek çok kişi spekülasyon yapıyor.

Bu tür sorular, Güney Lübnan’da (genellikle İsrail’in “kuzey cephesi” olarak anılan bölge) Hizbullah ile İsrail ordusu arasında zaman zaman yaşanan çatışmaların arka planında ortaya çıkıyor ve gerilimin tırmanma potansiyeline odaklanıyor.

Hizbullah, Gazze çatışmasının patlak vermesinden bu yana İsrail ile dişe diş çatışmalara giriyor; çünkü örgüt, belirlenmiş angajman kurallarına bağlı kalarak caydırıcı bir duruş sürdürmeyi amaçlıyor.

Hizbullah’ın güneyde hassas bir yolda ilerlediği açık. Bu sadece İsrail ordusuyla angajman kurallarını güçlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda hem İsrail hem de ABD kurumlarına bu kritik dönemde angajmana hazır olduğuna dair açık bir mesaj gönderiyor.

Aynı zamanda, seçkin birliklerden ve taburlardan yedek askerler de dahil olmak üzere İsrail kuvvetleri kuzey sınırına doğru kayda değer bir seferberlik yaşarken, tanklar ve toplar da olası bir gerilimin önüne geçecek şekilde konumlanıyor.

Hizbullah’ın savaşa olası katılımıyla ilgili belirsizlik İsrail güçlerini tetikte tutarak, Gazze’deki silahlı gruplara istenmeden de olsa hizmet etmiş ve böylece savunma teşkilatının odağını ve kaynaklarını dağıtmıştı.

Bu durum, İsrail ordusunun tüm gücünü yalnızca Gazze saldırısına yoğunlaştırmasını engelleyen stratejik bir avantaj oluştururken, gelişen jeopolitik manzaraya bir karmaşıklık katmanı daha ekliyor.

Roketler Fırlatıldı

Hizbullah’ın İsrail’in eylemlerine tepkisi, karşılıklı ateş açmanın ötesine geçmiştir. Bu çatışmanın önemli fakat gözden kaçan bir yönü de Lübnan’daki mülteci kamplarında yaşayan Filistinlilerin Mavi Hat üzerinden İsrail yerleşimlerine saldırılar düzenlemesidir.

Her ne kadar pek çok kişi bu saldırıları gözden kaçırmış olsa bile, özellikle İsrail ordusu üzerindeki nispeten az gözüken etkisi göz önüne alındığında, bu girişim kayda değer bir değişimi temsil ediyor. Genel olarak Lübnan’daki Filistinlilerin, İsrail güçleriyle plansız askeri müdahale korkusu nedeniyle askeri bölge olarak kabul edilen Güney Litani Bölgesine (SLS) girişi kısıtlanıyor.

Ancak son zamanlarda Hizbullah’ın da desteğiyle Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugayları ve İslami Cihad’ın silahlı kanadı Saraya El Mukaveme’nin (Direniş Tugayları) Lübnan koluna bağlı kişiler Lübnan’dan İsrail yerleşimlerine roketler fırlattı. Bu tür saldırıların, en azından Mayıs 2000’de Güney Lübnan’ın özgürleştirilmesinden bu yana Lübnan’da cereyan etmediğini söylemek yanlış olmaz. Bu saldırıların sahneye tekrar çıkışı, Hizbullah’ın devam eden savaşa katılma konusundaki isteğini gösteriyor.

9 Ekim 2023’te Lübnan’ın güneyinde, İsrail sınırına yakın Khiam’da Filistin ve Hizbullah bayrakları dalgalanıyor (Reuters)

Buna ek olarak, savaşın ikinci cephesinin kuzeyde açılması halinde İsrail’in sadece Hizbullah’ın değil, bu tür çatışmalar için yoğun eğitim almış Filistinli grupların da ateşiyle karşı karşıya kalabileceğini gösteriyor.

Hizbullah’ın Güney Lübnan’daki eylemleri iki farklı şekilde yorumlanabilir. Büyük ölçüde İsrailli ve ABD’li analistler tarafından benimsenen ilk yorum, Hizbullah’ın ölçülü tepkisinin Gazze’de devam eden saldırıya katkıda bulunmak istemediği yönünde.

Lübnan partisi, “direniş ekseni”nin temel ilkesi olan “birleşik cepheler” kavramına bağlı kalarak Filistin halkının davasıyla dayanışmasını ifade etmesine rağmen, öncelikle yerel ve iç faktörlerden dolayı, tam anlamıyla angaje olma konusunda isteksiz görünüyor. İsrail’e karşı geniş çaplı bir savaş yürütme kapasitesini engelleyebilir.

Bu isteksizlik, Lübnan’ın ciddi ekonomik krizi ortamında algılanıyor. Dahası, Hizbullah’ın zaman içinde önemli ölçüde büyüyen bir cephaneliği olmasına rağmen İsrailli ve ABD’li yetkililer, grubun başta Irak, Suriye ve Yemen olmak üzere bölge genelindeki çatışmalara karışması nedeniyle insan kaynaklarını tükettiğine inanıyor.

Sıfır Anı

Ancak Batılıların İslamcı partilere ilişkin algıları bu partilerin gerçek ideolojileri ve eylemleriyle çoğu zaman uyuşmamaktadır. Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısı bunun bir örneğiydi. Batılı hükümetler, El Fetih’in işgal altındaki Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne dahil edilmesine benzer bir şekilde, Gazze’de Hamas’a boyun eğdirdiklerine inanmış görünüyorlardı.

Ancak sürpriz saldırı Hamas’ın uzun süredir devam eden taleplerini sürdürme konusundaki istekliliğinin devam ettiğini gösterdi. Benzer şekilde Hizbullah, özellikle Filistin davasıyla ilgili ilkelerine bağlı kalmaya devam ediyor ki bu da şartlar müdahaleyi gerektirdiği takdirde Hamas’ı desteklemekte tereddüt etmeyeceğinin güçlü bir göstergesi. Bu yoruma dayanarak, Hizbullah’ın müdahale edebileceği zamanlama ve koşullar konusunda soru işaretleri devam ediyor.

Hizbullah, sınırlı kapasitede de olsa, müdahale etme isteğini zaten ortaya koydu. “Direniş ekseni” üyeleri arasındaki koordineli strateji, mevcut tüm kaynakların aynı anda kullanılmasından ziyade ölçülü ve hesaplanmış bir yaklaşımla karakterize ediliyor gibi görünüyor. Lübnan medyası, özellikle de Hizbullah’a yakın olanlar, Hizbullah’ın müdahalesini tırmandıracağı “sıfırıncı an” olarak adlandırılan belirleyici bir anın seçilmesinden önce direniş ekseni arasında bir uzlaşı olması gerektiğine dikkat çekmiştir.

Devlet aktörlerinin aksine Hizbullah gibi silahlı gruplar, büyük ölçekli katliamların misilleme veya artan müdahale için birincil katalizör olarak hizmet etmediği bir karar verme paradigmasını kullanabilir. Hem Hizbullah’ın hem de Hamas’ın askeri eylemlerine yönelik tepki biçimleri ve gerekçeleri bu ayrımın altını çizmektedir.

Bu “sıfır an”ın tam olarak ne zaman gerçekleşeceği belirsizliğini korurken, spekülasyonlar ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa tarafından desteklenen Gazze’deki kara harekatının Hizbullah’ın daha ciddi bir müdahalesini tetikleyebileceğini öne sürüyor. Bu etkileşim, “direniş ekseni” içindeki farklı aktörler arasındaki bütünleştirici ilişkiyi yansıtmaktadır.

Örneğin İran, dışişleri bakanının yürüttüğü bölgesel turlardan da anlaşılacağı üzere diplomatik girişimlere öncülük ediyor gibi görünüyor. Her ne kadar İran gerilimi azaltma eğiliminde görünse de Hizbullah’ın Güney Lübnan’daki eylemleri, gerekli görülmesi halinde grubun askeri müdahaleye hazır ve istekli olduğuna dair açık bir sinyal veriyor.

 

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kudüs Araştırmaları Platformu’nun editöryal politikasını yansıtmamaktadır.

 

Orijinal metin: https://www.middleeasteye.net/opinion/israel-palestine-war-lebanon-hezbollah-battle-enter-when

 

 

 

 

 

Loading

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir