Loader

İsrail-Filistin Savaşı: ABD’nin Orta Doğu Politikasında İşler Sarpa Sarıyor

Paylaş

David Hearst

Bedriye Kaplan tercüme etti.

 

Washington, çatışmanın başladığı günden bu yana önemli noktalarda yaptığı hatalar silsilesiyle bölgeyi daha geniş çaplı bir savaşın eşiğine getirdi.

ABD Başkanı Joe Biden’ın 18 Ekim 2023 tarihinde Tel Aviv’de çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Joe Biden iyi bir mücadele süreci geçirmiyor. Hamas saldırısından üç gün sonra ABD Başkanı, Donald Trump’ın İsrail’deki eski büyükelçisi ve yerleşimci sevgilisi David Friedman’ı bile cesaretlendiren bir konuşma yaptı. Biden, Beyaz Saray’ın bile sonrasında geri adım atmak zorunda kaldığı açıklamalarında Hamas’ın bebeklerin kafalarını kestiği yönündeki yanlış iddiayı destekledi, İsrail’e bu saldırıya karşılık vermesi için gereken her şeyin sağlanacağına yönelik ABD desteği sözü verdi ve Gazze’deki sivillerin canlı kalkan olarak kullanıldığı yönünde yanlış bir iddia ortaya attı.

Bu üç gün içinde İsrail yönetimi, kılıçların çekildiğini ve devletin Hamas saldırısına karşılık verirken savaş kurallarına bağlı kalınmayacağını açıkça ortaya koydu. Olaylar da söylediği doğrultuda gerçekleşti ve İsrail on gün içinde Gazze’ye nükleer bombanın dörtte birine eşdeğer güçte patlayıcı attı.

Biden son Ortadoğu ziyaretini yapmak üzereyken İsrail güçleri, birkaç gün önce Gazze’de tahliye uyarısı yaptıkları hastaneyi vurdu. Bölgede sayıları yirmiyi aşan başka hastaneler de bu tür tehditlerle karşı karşıya kaldı. Bu kez 500’e yakın insan öldürüldü. Gazze’nin en eski hastanelerinden biri olan El-Ehli’deki katliam İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’i o denli sevindirdi ki Bakan, vaktinden önce sorumluluğu üstlendi ve: “Hamas elindeki rehineleri serbest bırakmadığı sürece, ihtiyaç duyulan tek şey bu. Gazze’ye bir gram insani yardım değil, hava kuvvetlerinin yüzlerce ton patlayıcısı girmeli.” sözlerini sarf etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun dijital ekibinde çalışan Hananya Naftali de X’te şu paylaşımı yaptı: “SON DAKİKA: İsrail Hava Kuvvetleri Gazze’deki bir hastanenin içindeki Hamas terör üssünü vurdu.” ardından gönderiyi hemen sildi. Günün ilerleyen saatlerinde İsrail ordusunun bir sözcüsü, İsrail’e doğru giden bir “düşman roketinin” yanlış ateşlendiğini ve hastaneyi vurduğunu söyledi. Ancak bu tür roketler 500 kişiyi öldürecek patlayıcı güce sahip değildi. Ordu, başlangıçta İslami Cihada ait bir roketi gösteren görüntüler paylaştı, bu videonun bombalamanın gerçekleşmesinden 40 dakika sonra kaydedildiği ortaya çıktıktan sonra görüntüleri kaldırdı.

Birileri hastane saldırısının izlerini silmek için dizüstü bilgisayarında fazla mesai yapmış gibi görünüyordu. Hatta Hamas görevlilerinin başarısız füze saldırısını tartıştıkları bir ses kaydı bile vardı ancak Kanal 4’e göre bu; yanlış ton, sözdizimi ve aksan kullanılan sahte bir ses kaydından başka bir şey değildi.

Parlak Yeşil Işık

Biden çarşamba günü İsrail’e indiğinde, planladığı bölgesel turun büyük kısmı iptal edilmişti. İşgal altındaki Batı Şeria’da, Ürdün’de, Irak’ta, Lübnan’da ve Mısır’da öyle bir öfke vardı ki hiçbir Arap lider kendi güvenliği için onunla görüşmeyi kabul edemedi. Ürdün’deki ABD ve İsrail Büyükelçiliklerinin önünde toplanan yüzlerce kişi, İsrail Büyükelçisinin sınır dışı edilmesini ve İsrail ile yapılan barış anlaşmasının iptalini talep ederken Amman ziyareti iptal edildi.

Ancak İsrail’e varmasından kısa bir süre sonra Biden, Netanyahu’ya hastane saldırısını anlatarak, halihazırda içinde bulunduğu derin çukuru “Gördüğüm kadarıyla bunu siz değil, diğer ekip yapmış.” ifadesiyle daha da derinleştirdi. Perde arkasında, ABD’nin Ortadoğu politikasında işler gerçekten de sarpa sarıyor gibi görünüyor. Açıkça söylemek gerekirse, Hamas saldırısının hemen ardından ABD’nin perde arkasında attığı adımlar bölgenin şu an içinde bulunduğu krize zemin hazırladı. ABD, sadece Gazze Şeridi’nin kuzey yarısındaki bir milyondan fazla insanı Mısır sınırına doğru itmeyi amaçlayan bir bombalama harekâtına yeşil ışık yakmakla kalmadı, ayrıca savunma yetkililerine göre İsrail’e JDAM (müşterek doğrudan taarruz mühimmatı) bombaları ve birkaç bin, 155 milimetrelik top mermisi de verdi.

Üstelik çok sayıda güvenilir rapora göre, ABD başlangıçta Mısır’ı, Gazze’den gelecek bir milyon mülteciyi almaya ikna etmeye çalışmıştı. İlk olarak Al Akhbar, ABD’nin Kahire’yi Refah’ı açmaya ikna etmek için BM ile ve “AB finansmanı alan uluslararası kuruluşlar” ile koordinasyon sağlamaya çalıştığını bildirdi. Elbette işin içinde rüşvet de vardı. Kaynaklar ABD’nin, operasyonu kabul etmesi halinde Mısır’a 20 milyar doları aşan önemli bir fon sağlamaya hazır olduğunu belirtti. Bununla birlikte Kahire’den gelen ve “yardım alanında çalışan büyük ekiplerin Gazze’ye girmeden Refah sınırına ulaşımının kolaylaştırılması” yönündeki talebine dikkat çektiler.

Mısırlı internet sitesi Mada Masr da Mısırlı yetkililerin Gazze nüfusunun önemli bir kısmının yerinden edilmesiyle ilgili görüşmelerde bulunduğunu bildirdi. Bu iddianın duyarlılığı o kadar büyüktü ki Mısırlı yetkililer öfkeyle sitenin üzerine yüklendi: Editörler çağrıldı ve Medya Düzenleme Yüksek Kurulu tarafından yalan haber yayımlandığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Kuşkusuz bu görüşmeler, Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah El-Sisi’nin yeniden seçileceği bir yılda kendisi için ne kadar ihtilaflı olacağını fark etmesinden önce gerçekleşti.

İsrail’in 11 Eylül’ü

ABD, Hamas saldırısına verdiği yanıtta üç önemli hata yaptı: İsrail’i hiçbir kısıtlama olmaksızın Gazze’ye saldırmaya teşvik etti, başından itibaren Filistinlilerin Mısır’a kitlesel göçü senaryosunu ortaya attı ve Ortadoğu’yu bölgesel bir savaşın eşiğine getirdi. Başından beri hem İsrail hem de ABD tarafından kullanılan söylemler, Hamas saldırısının İsrail’in 11 Eylül’ü olduğu yönündeydi;, Hamas’ın İslam Devleti’nden hiçbir farkı olmadığı ve İsrail’in Hamas’ın saldırısına karşılık vermekle kalmayıp aynı zamanda tüm bu hareketi ortadan kaldırmak gibi bir ahlaki görevi olduğunu da ifade eder nitelikteydi.

Bütün bunlar, İsrail’in Gazze’ye yönelik hava saldırılarını sadece Hamas’ı yok etmek için değil, aynı zamanda Ortadoğu’daki güç dengesinde yapısal değişiklikler yapmak için de kullanabileceğini düşünmesini sağladı. Bu da Hizbullah ve nihayetinde İran ile uğraşmak anlamına geliyordu.

İsrail’in Gazze’nin Han Yunus kentine düzenlediği hava saldırısının ardından insanlar 17 Ekim 2023 tarihinde bir binanın enkazında arama yapıyor. (AFP)

Netanyahu ve muhalefet lideri Benny Gantz, Gantz’ın deyimiyle “bölgedeki güvenliği ve stratejik gerçekliği değiştirecek” bir plandan bahsetti. ABD’nin, İsrail’in Hamas ve Gazze’den daha geniş bir planla ilerlemesine izin verip vermeyeceğinin kesinliği olmasa da bu plan apaçık ortada. Tel Aviv Üniversitesi Moshe Dayan Merkezi Filistin Çalışmaları Forumu başkanı Michael Milshtein şunları yazdı: “Bu savaş, İsrail ile Hamas arasındaki bir çatışmadan çok daha fazlası. Batıda, Demir Kılıç Savaşı’nın Ortadoğu’nun yapısını yeniden şekillendirmek için belirleyici bir nokta ve tek seferlik bir fırsat olduğu yönünde bir anlayış gelişiyor. Bunun aynı zamanda tüm dünyadaki güç ilişkilerini de etkilemesi bekleniyor.”

Birkaç gün için, insani koridorlar kurma kisvesi altında Gazze’nin yarısının zorla sınır dışı edilmesi işe yarayacak gibi görünüyordu. Lübnan ile olan kuzey sınırı sessizliğini korudu. Hizbullah ilk etapta tepki vermedi. Batı medyası Hamas’ı fethetme ve Gazze’yi yeniden işgal etme planını kabul etti. Dönüm noktası ise, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in 1948′ dekine benzer bir başka Nekbe’nin daha gerçekleştiğini fark etmesi oldu.

Ürdün Başbakan Yardımcısı Ayman Safadi, dışişleri bakanları toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada tüm Arap ülkelerinin Filistinlileri kendi topraklarından sürmeye yönelik her türlü girişime karşı ortak hareket etme sözü verdiğini hatırlattı. Son Avrupa ziyaretinde Ürdün Kralı II. Abdullah da aynı mesajı vermişti. Ürdün, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan’dan gelen tepkiler o kadar büyüktü ki Blinken bunun bir “başlangıç olmadığını” kabul etmek zorunda kaldı. Biden ayrıca Gazze’nin yeniden işgalinin “büyük bir hata” olacağını da söyledi. İngiltere Başbakanı Rishi Sunak ise herkesin gerilimi tırmandırmaktan kaçınması gerektiğini belirtti.

Bunlara başka açık uyarılar da eşlik etti. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran devlet televizyonuna verdiği demeçte, Gazze’ye yönelik saldırıların devam etmesi halinde direniş hattının İsrail’e karşı “birden fazla cephe” açacağı uyarısında bulundu ve ekledi: “Zaman çok hızlı tükeniyor. Filistinlilere karşı işlenen savaş suçları derhal durdurulmazsa başka cepheler de açılacaktır ve bu kaçınılmazdır.” Eğer ABD hâlâ mesajı almadıysa tek yapması gereken başını pencereden dışarı çıkararak bölgedeki rekor kitlesel gösterilere bir göz atmaktır.

Bölgesel Savaş

Biden çarşamba günü İsrail’e vardığında bölge kaynıyordu. Ahlaki meseleler bir yana, son birkaç yılı askeri varlıklarını azaltmakla geçiren ABD ordusunun böyle bir girişime hazırlıksız olduğu apaçık ortada. Wall Street Journal’a göre ABD; geçen yıl Irak, Kuveyt, Ürdün ve Suudi Arabistan’dan sekizden fazla Patriot füze bataryasını ve Suudi Arabistan’dan Terminal Yüksek İrtifa Hava Savunma (Thaad) sistemini geri çekti. İsrail’deki 155 milimetrelik mermi stoklarını Ukrayna’ya vermek üzere boşalttı. Donanma varlıklarını Asya Pasifik’e taşıdı.

Bunların çoğunu kısa sürede geri çağırmak zorunda kaldı. Bir uçak gemisi Akdeniz’de, diğeri de yolda. ABD’nin Ortadoğu’da en son 2020 yılındayken iki nakliye gemisi vardı. Gemilerin yanı sıra A-10 saldırı uçakları ile F-15 ve F-16 savaş uçaklarını da Körfez’e geri göndermek zorunda kaldı. Bütün bunların İran’ı caydırması gerekirse de görünen o ki olmayacak. New York Times köşe yazarı Thomas Friedman’ın İsrail hakkındaki analizlerine pek sık değinmiyorum ama bu vesileyle hayatım boyunca sürdürdüğüm alışkanlığımı bozacağım.

Friedman şöyle yazdı: “İsrail şimdi Gazze’ye girerse, İbrahim Anlaşmasına zarar verip ortadan kaldıracağı gibi Amerika’nın en önemli iki müttefikini (Mısır ve Ürdün) daha da istikrarsızlaştıracak ve Suudi Arabistan ile normalleşmeyi imkânsız hale getirecek, yani büyük stratejik başarısızlıklar yaşanacaktır. Bu aynı zamanda Hamas’ın Batı Şeria’yı ateşlemesini ve orada Yahudi yerleşimciler ile Filistinliler arasında bir çoban savaşı başlamasını sağlayacaktır. Tüm bunlar, İran’ın İsrail’i kendi emperyal etkisi içine çekme ve bu şekilde Yahudi demokrasisini içeriden zayıflatma stratejisine doğrudan hizmet edecektir.” Hamas’ın işgal altındaki Batı Şeria’yı ateşlemesine gerek yok zira Filistin Yönetim güçlerinin, göstericilere ateş açmasının ardından tüm büyükşehirlerde Başkan Mahmud Abbas’ın gitmesini isteyen devasa gösteriler düzenleniyor. Ancak stratejik noktada her ne kadar bunu söylemek bana acı verse de Friedman’a katılıyorum. Ayrıca haklı olduğu bir diğer konu ise 360.000 kırgın İsrail askerinin kara saldırısının bugüne kadar gördüğümüzden çok daha kötü ve geniş çaplı katliamlara davetiye çıkaracağıdır..

Desteği Kaybetmek

Washington’da Hamas saldırısının niteliğinin, hızının ve kapsamının ABD merkezli Ortadoğu sistemini değiştirdiğine dair bir iddia dolaşıyor. ABD’nin bölgedeki eski büyükelçilerinden James Jeffrey, Middle East Eye’a şunları söyledi: “Hamas’ın İsrail askeri savunma hattının tamamını aşma yeteneği, bu savaşı Yom Kippur (1973 Arap-İsrail Savaşı) seviyesine çıkarıyor. Yakın geçmişteki hiçbir savaş, ABD merkezli Ortadoğu ağını bu kadar tehdit etmemişti. Yönetim de durumu bu şekilde değerlendiriyor.” Ancak saldırının kendisini başlangıç olarak kabul eden bu analiz, öncesinde Filistin yönetiminin çöküşü, İsrail’in Mescid-i Aksa’ya yönelik yasadışı saldırıları, müzakerelerin imkansızlığı, Filistinlilere rağmen Suudi Arabistan İle anlaşma yapma girişimleri ve tüm Filistinlilerin esir kamplarından kurtulmalarının imkansızlığı gibi uyarıları görmezden geliyor.

Temeli İsrail’e körü körüne destek vermek olan ABD merkezli Ortadoğu ağı da çökmüş olabilir mi? ABD Dışişleri Bakanlığında üst düzey bir yetkili olan Josh Paul’ün, yönetiminin Gazze Savaşı’na ilişkin tutumu nedeniyle yazdığı istifa mektubu bize ilginç bir kanı sunuyor. Paul, Hamas saldırısını “canavarların canavarlığı” olarak nitelendiriyor ancak şöyle devam ediyor: “Bu yönetimin -ve aynı zamanda meclisin büyük kısmının- tepkisi; onay eğilimi, siyasi kolaylık, zihinsel yenilgi ve bürokratik durgunluk üzerine kurulu dürtüsel bir tepkidir. Onlarca yıldır değişmeden süregelen bu yaklaşım;barış için alınan güvenlik önlemlerinin ne güvenliğin ne de barışın yakınından bile geçmediğini göstermiştir.. Gerçek şu ki, bir tarafa körü körüne destek vermek, uzun vadede her iki taraftaki insanların çıkarlarına da zarar vermektedir.”

Biden sonunda mesajı almış olabilir. Ancak 12 gün önce İsrail’in üzerinde toplanmış kitlesel öfkeyi frenledikten sonra bunları tekrar uygulamaya koymak kendisi için epeyce zorlayıcı olacaktır. Daha önce işlerin sarpa sardığını söylemiştim. Geçtiğimiz 12 gün her şeyden önce ABD’nin bir dünya lideri olamayacağını gösterdi. ABD; gerekli analitik becerilerden, bölgesel bilgiden ve zekadan yoksun olmakla birlikte tutarsız ve uydurma söylemlerde bulunup neticeleri düşünmeyi hep en sona bırakıyor. Ve böylelikle hazırlıksız olduğu aşikâr olan savaşlara sürükleniyor. Dogmalarla körleşmiş, dünyayı inanç ve fikir çatışmalarıyla (demokrasiye karşı otokrasi, Yahudi- Hıristiyan dünyasına karşı İslam) bölmeye her zaman hevesli olan Amerika, savunduğunu iddia ettiği değerlerle bağını yitirmiştir. İşlediği savaş suçları konusunda İsrail adına yalan söylemek, İsrail’in savunulmasına yardımcı olmak mıdır?

Washington, müttefiklerinin desteğini kaybediyor. Kimse ABD’nin eylemlerine bakıp da bu eylemlerin enine boyuna düşünüldüğünü söyleyemez. Bu 12 günün ve takip eden günlerin sonuçlarının, her yeri sarsacağını çok net ifade edebiliriz. Kara saldırısını durdurarak ve Gazze’nin temel insani yardıma açılması konusunda baskı yaparak bu olayı hemen bitirmek, Biden’ın çıkarınadır. Ancak o zaman Hamas ile esir değişimi konusunda müzakereler başlayabilir. Bu temel hedeflere ulaşamaması halinde, sınır tanımayan bir İsrail’in kendi devletine, bölgeye, ABD’ye ve hatta dünyaya ne kadar zarar verebileceğini Biden’ın kendisi de görecek.

 

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kudüs Araştırmaları Platformu’nun editöryal politikasını yansıtmamaktadır.

 

Orjinal metin: https://www.middleeasteye.net/opinion/israel-palestine-war-us-middle-east-policy-wheels-coming-off-cart

 

 

 

Loading

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir