Loader

Hamas Terörist Mi? Kanun Ne Diyor

Paylaş

Christophe Oberlin

Bedriye Kaplan tercüme etti.

Tarihçilere göre Filistin 3000 yıldan fazla bir süredir; Hukukçulara göre ise, modern Filistin devleti tanınmış sınırları, kendi yargı sistemi, Filistin pasaportları, pulları ve para birimiyle bir asırdır varlığını sürdürüyor. Dönemin manda devleti olan Birleşik Krallık da dâhil olmak üzere komşu ülkelerle uluslararası anlaşmalar yapan bir Filistin devleti vardı. Yani mevcut savaş 7 Ekim 2023 Cumartesi günü başlamadı. Filistin 1948’den beri savaş halinde. Ve her gün acı ve öfkeyle gürleyen aktif bir yanardağı andırıyor, bazen de patlamalarla. Bugün tanık olduğumuz patlama 1948’den bu yana yaşanan en güçlü patlamadır.

Filistin halkı hiçbir şey talep etmiyor; sadece toprakları üzerindeki egemenlik haklarının iadesini talep ediyorlar. Mevcut patlama, hukukun bu ilk ihlalinin sonucudur. Ancak Batılı hükümetlere göre suçlu olan Filistin halkıdır. Yasal eylem, ilkelerin etkileşimi yoluyla gerçekliğin yeniden tesis edilmesini mümkün kılar.

Çatışmanın kökenine, yani Batı’nın Siyonist politikaları kullanarak Arap halklarını kontrol altına almak amacıyla Ortadoğu’da bir çözüm oluşturma arzusunun olduğu 1917 yılına dönmemiz gerekiyor. İşgal devleti İsrail, bölgeden çekilmesine rağmen Gazze’de işgalci askeri güç konumundadır ve tam kontrol uygulamaktadır. Örfi hukuka göre İsrail’in işgal altındaki nüfusa karşı koruma borcu bulunmaktadır. Ancak koruyamamakla kalmıyor, 9 Ekim 2023’ten bu yana ablukalar, bombalamalar ve şimdi de topyekûn bir kuşatmayla saldırmaktadır.

İnsanlar 18 Ekim 2023’te Edmonton, Kanada’da Alberta Yasama Meclisi önünde Edmonton Acil Protestosu ve Gazze Oturma Eylemi için toplanıyor. [Stringer – Anadolu Ajansı]

İsrail’in Filistin direniş savaşçılarını tutuklamaya yönelik siyasi kararları, düzenli bir görünüm veren “yargılamalar” olarak sunulmaktadır. Ancak bunlar, 3. Cenevre Sözleşmesi uyarınca İsrail’in yargılama hakkına sahip olmadığı savaş esirleridir. Hatta 4. Sözleşme açısından bile “yargılamalar” yasa dışıdır: Filistin toprakları dışında yapılan yargılamalar, adil yargılamaya saygı göstermeyen yargılamalardır. Ayrıca, tutuklu Filistinliler İsrail’in siyasi rehineleridir. Ve bir yanda “Hamas rehineleri”, diğer yanda “İsrail’in Filistinli esirleri” yok.

Savaş suçlarını yargılama yetkisine sahip tek uluslararası mahkeme olan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne göre Filistin bir devlettir. Hatta Filistin Devleti, UCM’de (Uluslararası Ceza Mahkemesi) Taraf Devletler Meclisi’nde diğer 122 devletle eşit düzeyde yer almaktadır.

Dolayısıyla Filistin Devleti gerçeğini inkâr eden Batılı güçler kendileriyle çelişmektedir. Hamas, uluslararası hukuku kabul ettiğini ve UCM ile iş birliği yapma isteğini teyit etti. İşgal devleti İsrail ise uluslararası hukuku ve UCM ile her türlü iş birliğini reddetmektedir. Hukukla uyum içinde olan Hamas, hukuku reddeden ise İsrail’dir. İşlenen suçlar, hukukun bu şekilde tanınmamasının sonucudur.

UCM tüzüğü uzun bir suç listesi tanımlamaktadır, bunların hiçbiri terörizme atıfta bulunmamaktadır, çünkü bu kelime her zaman siyasi muhalifleri (De Gaulle, Mandela…) itibarsızlaştırmak için kullanılmıştır. Ayrıca UCM’yi tanıyan ve iş birliği yapmak isteyen Hamas da hukuki değil ama siyasi ve medyatik bir kavram olan bu “terörizm” suçlamasını reddetmektedir. Hamas hiçbir zaman BM’nin terör örgütleri listesinde yer almamıştır.

Filistinli savaşçıların işgal devleti İsrail’in mevcut topraklarında gerçekleştirdiği eylemler, işgal devleti İsrail ve Batılı güçler tarafından yargılanacaktır (prosedür zaten Fransa’da başlatılmış durumdadır). İşgal devleti İsrail, davalarını UCM’ye devretmeyi kabul etmeyecektir. UCM, savaşçıların Filistin uyruklu olması nedeniyle yargı yetkisine sahiptir, ancak yetki devri ilkesini uygulayacaktır: yalnızca ulusal yargıçlar tarafından yürütülen yargılamaların olmadığı durumlarda müdahale eder. Ayrıca satır şöyle olmalıdır:

1) İşgal devleti İsrail uluslararası hukuku uygulamayı reddettiği için gelecekteki İsrail kararlarına itiraz etmek;

2) İşgal devleti İsrail iç hukukunun uluslararası hukuku göz ardı etmesi nedeniyle ICC tarafından soruşturma talep etmek. Hamas, adalet sisteminin kendisini adil bir prosedürle ve dolayısıyla ICC nezdinde karar vermesini beklemektedir.

İşgal devleti İsrail kendi mahkemeleri önünde yargılama başlattığında, UCM Savcısından da aynı soruşturmayı açması, İsrail yargılamalarının ciddi insani hukuk ihlalleri olduğunu göstermesi (Tüzük, Madde 8, 2, a, 6) ve böylece, İsrailli yargıçlar hakkında suç duyurusunda bulunması istenecektir. Bu, İsrail adalet sistemine yönelik bir suçlama olacaktır. Direniş savaşçılarına karşı UCM’de dava açılması ihtimali, ufak tefek hususlar dışında pek mümkün görünmemektedir.

Gerçekten de İsrail, UCM’ye boyun eğmeyi asla kabul etmeyecektir. Bu da onu UCM’nin Filistin Devleti’ni tanıyan 5 Şubat 2021 tarihli kararını kabul etmeye zorlayacaktır. Ayrıca direniş, pasif kalsa bile UCM’ye yaptığı atıfları çoğaltmalıdır. UCM önünde savunmanın çerçevesi meşru müdafaa olacaktır. Statü, savaş suçlarının işlenmesini, halkın korunmasını sağlamanın tek yolu olması halinde meşrulaştıran madde 31 d ile daha geniş bir versiyon sunmaktadır. Yani manevra için çok fazla alan vardır.

İşgal devleti İsrail, Kudüs dâhil işgal altındaki Filistin topraklarından çekilmek istememekte ve çözümü tek devlette bulmaktadır. İşgal devleti İsrail, Arap vatandaşlarının eşitliğini kabul etmek istememektedir. Çünkü bu, Yahudi devletinin sonu anlamına gelir ve tek çıkış yolu ırk ayrımı öngören politika (apartheid) devletidir. Bu nedenle, bu politikaya yardımcı olan Avrupalı liderler hakkında uluslararası apartheid suçuna ortak oldukları gerekçesiyle şikayette bulunulmalıdır. Tüm Avrupa devletleri UCM tüzüğünü onaylamıştır.

Zamanı geldiğinde, Kudüs’ün ilhakı ile ilgili şikâyette bulunmak gerekecektir çünkü risklerin önemi, geçerli yasanın ve delillerin netliği göz önüne alındığında, Savcı Karim Khan’ın hiçbir şey yapmadan yedi yıl (görev süresinin sonuna kadar) oturması mümkün olmayacaktır. Devam eden suçlara (ayrım gözetmeyen bombalamalar, topyekûn kuşatma, nüfusun zorla yerinden edilmesi) ilişkin soruşturmaların tümü UCM’nin yetki alanına girmektedir, ancak Savcı muhtemelen prosedürü geciktirmek için davanın karmaşıklığını ve olguların çokluğunu vurgulayacaktır.

Dolayısıyla asıl çıkar, Kudüs’ün ilhakına ilişkin şikâyetin karara bağlanmasıdır. Tüm dünyanın izlediği Mahkeme’nin güvenilirliği tehlikededir ve bu Kudüs’ü korumak için seferber olan direnişe bir övgüdür.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kudüs Araştırmaları Platformu’nun editöryal politikasını yansıtmamaktadır.

Orjinal metin: https://www.middleeastmonitor.com/20231019-hamas-terrorist-what-the-law-says/

Loading

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir