Loader

Bir Ders Kitabı: Soykırım Vakası

Paylaş

İsrail Gazze’de yaptıklarını açıkça ortaya koyuyor. Dünya neden dinlemiyor?

Raz Segal

Zeynep Ebrar Çelikel tercüme etti. 

 

Cuma Günü İsrail, Gazze Şeridi’nin kuzey yarısında kuşatma altındaki halkın güneye tahliye edilmesini emretti ve yakında Şeridi’nin üst yarısına yönelik saldırılarını yoğunlaştıracağı uyarısında bulundu. Bu emir, çılgınca devam eden hava saldırıları sırasında hiçbir varış yerinin güvenli olmadığı ve yarısı çocuk olan bir milyondan fazla insanı ilgilendiriyordu. Filistinli gazeteci Ruwaida Kamal Amer’in cuma günü Gazze’den yazdığı gibi “kuzeyden gelen mülteciler, füzelerin asla durmadığı ve şimdiden yiyecek, su ve gücümüzün tükendiği Han Yunus’a ulaşıyor.” BM, insanların Gazze’nin kuzeyinden güneyine kaçışın “yıkıcı insani sonuçlar” yaratacağı ve “zaten trajedi olan durumu felaket bir duruma dönüştüreceği” konusunda uyardı. Geçen hafta, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları 1800’den fazla Filistinliyi öldürdü, binlerce insanı yaraladı ve 400.00’den fazla kişiyi Gazze Şeridi’nde yerinden etti. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu cuma günü gördüklerimizin ‘sadece başlangıç’ olduğuna dair söz verdi. 

İsrail’in Gazzelileri yerinden etme ve potansiyel olarak onları tamamen Mısır’a sürme kampanyası, İsrail Devleti’nin kurulmasına yol açan 1948 savaşı sırasında tahminen 750.000 Filistinlinin evlerinden sürüldüğü Nakba’nın bir başka bölümüdür. Ancak Gazze’ye yapılan saldırılar başka terimlerle de tanımlanabilir: gözümüzün önünde gelişen ders kitabı niteliğindeki bir soykırım vakası. Bunu, İsrail’in Filistinlilere yönelik kitlesel şiddeti hakkında uzun yıllardır yazan bir soykırım uzmanı olarak söylüyorum. İsrail’deki yerleşimci sömürgeciliği ve Yahudi üstünlüğü, Holokost’un İsrail silah endüstrisini canlandırmak için çarpıtılması, İsrail’in Filistinlilere yönelik şiddetini meşrulaştırmak için antisemitizm suçlamalarının silah haline getirilmesi ve İsrail’in ayrımcı-ırkçı rejimi hakkında uzun zamandır yazıyorum.  Şimdi, Hamas’ın cumartesi günkü saldırısı ve 1000’den fazla İsrailli sivilin toplu katledilmesinin ardından, kötünün kötüsü yaşanıyor.

Uluslararası hukuka göre soykırım suçu, Aralık 1948 tarihli BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde belirtildiği gibi “ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu tamamen veya kısmen yok etme niyeti” olarak tanımlanmaktadır. İsrail, Gazze’ye yönelik kanlı saldırısında bu niyetini yüksek sesle ilan etti. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 9 Ekim’de bunu açıkça ifade etti : “Gazze’yi tam bir kuşatma altına alıyoruz. Elektrik yok, yiyecek yok, su yok, yakıt yok. Her şey kapalı. Biz insansı hayvanlarla savaşıyoruz ve buna göre hareket edeceğiz.”. Batılı liderler, Hamas’ın İsrailli sivillere yönelik toplu katliamını (uluslararası hukuka göre İsrail’de ve dünyada haklı olarak korku ve şoka neden olan bir savaş suçu) ABD’nin deyimiyle “tam bir kötülük eylemi” olarak tanımlayarak bu ırkçı söylemi güçlendirdiler. Bu saldırı, ABD Başkanı Joe Biden ya da Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in terminolojisiyle “kadim kötülüğü” yansıtan bir hamle. Bu insanlıktan çıkarıcı dil açıkça Filistinlilerin yaşamlarının geniş çapta yok edilmesini meşrulaştırmak için hesaplanmıştır; Mutlak “kötülük” iddiası, Hamas ile Gazzeli siviller arasındaki ayrımları gözden kaçırıyor ve daha geniş kolonizasyon ve işgal bağlamını kapatıyor.

BM Soykırım Sözleşmesi, soykırım tanımına giren beş eylemi listeliyor. İsrail şu anda Gazze’de bunlardan üçünü gerçekleştiriyor: “1. Topluluk üyelerini öldürmek. 2. Topluluk üyelerine ciddi bedensel veya zihinsel zarar vermek. 3. Topluluğun tamamını veya bir kısmını fiziksel olarak yok edeceği hesaplanarak yaşam koşullarının kasıtlı olarak bozulması.”.  İsrail Hava Kuvvetleri, kendi hesabına göre, dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden biri olan Gazze’ye şu ana kadar 6.000’den fazla bomba attı; bu, neredeyse ABD’nin rekor kırdığı dönemde tüm Afganistan’a attığı bomba sayısına eşit.  İnsan Hakları İzleme Örgütü, kullanılan silahların arasında cesetleri ve binaları ateşe veren, suyla temas ettiğinde sönmeyen alevler çıkaran fosfor bombaları da bulunduğunu doğruladı. Bu, Gallant’ın “buna göre hareket etmek” derken neyi kastettiğini açıkça gösteriyor: İsrail’in iddia ettiği gibi tek tek Hamas üyelerini hedef almak değil, BM Soykırım Sözleşmesi’nin diliyle Gazze’deki Filistinlilere karşı “kendi başına” ölümcül şiddet uygulamak. İsrail ayrıca, uluslararası insancıl hukuku açıkça ihlal eden, modern tarihin en uzun kuşatması olan 16 yıllık Gazze kuşatmasını Gallant’ın deyimiyle “tam kuşatma”ya kadar yoğunlaştırdı. Bu ifade tarzı, kuşatmayı Filistinlileri ve Gazze’deki Filistin toplumunu öldürerek, aç bırakarak, su kaynaklarını keserek ve hastanelerini bombalayarak sistematik yok etme hedefine açıkça işaret ediyor.

Bu dili kullananlar yalnızca İsrail liderleri değil. Netanyahu yanlısı Channel 14’te röportaj yapılan bir kişi İsrail’e “Gazze’yi Dresden’e çevirmesi” çağrısında bulundu. İsrail’in en çok izlenen haber kanalı Channel 12, sol eğilimli İsraillilerin “eskiden Gazze’de dans etmeye” çağrıda bulunduklarını anlatan bir haber yayınladı. Bu arada, Gazze’yi “silme” ve “düzleştirme” çağrıları içeren soykırım fiilleri İsrail sosyal medyası dahil her yerde mevcut hale geldi. Tel Aviv’de bir köprüde “Sıfır Gazzeli” pankartı asılı görüldü.

Aslında İsrail’in Gazze’ye yönelik soykırım suçu oldukça aşikâr, açık ve utanmazdır. İstisnalar olmasına rağmen soykırım failleri genellikle niyetlerini bu kadar açık bir şekilde ifade etmezler. Örneğin 20. yüzyılın başlarında Alman sömürge işgalcileri, güneybatı Afrika’daki Yerli Herero ve Nama halklarının ayaklanmasına tepki olarak bir soykırım gerçekleştirdi. 1904’te Alman askeri komutanı General Lothar von Trotha, “ırk savaşı” mantığıyla meşrulaştırılan bir “imha emri” yayınladı. 1908’e gelindiğinde Alman yetkililer 10.000 Nama’yı öldürmüş ve “Herero’yu yok etme” hedefine ulaşmış ve 65.000 Herero’yu, yani nüfusun %80’ini öldürmüştü. Gallant’ın 9 Ekim’deki emirleri de aynı derecede açıktı. İsrail’in hedefi Gazze’deki Filistinlileri yok etmektir. Ve dünyanın dört bir yanından izleyen bizler, onların bunu yapmasını engelleme sorumluluğumuzu ihmal ediyoruz.

 

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kudüs Araştırmaları Platformu’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Metnin orjinali;

https://jewishcurrents.org/a-textbook-case-of-genocide

 

Loading

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir