Loader

Belgesel: Büyük Felaket 3. Bölüm (Transkripsiyon)

Paylaş

RAVAN DAMİN

1948… Bu yıl Filistinliler için Nekbe yani Büyük Felaket yılıdır. Yüz binlerce insan evlerinden çıkmaya zorlandı. İsrailliler için ise 1948, devletlerinin kuruluş yılıdır. Filistinli bir film yapımcısı olarak benim için bu belgesel serisi günümüzü şekillendiren geçmişi anlamanın bir yoluydu.

Pathe gazetesinin hazırladığı dünya haberlerini izliyorsunuz. Bunlar İngiltere’ye gönderilmek üzere Filistin bahçelerinden toplanan gerçek Yafa Portakalları.

Bunlar Filistinlilerin topraklarını işleyebildikleri başka bir döneme ait görüntüler. Çok az Filistinli daha sonra etnik temizlik denilebilecek uygulamaların kurbanı olacaklarını hayal edebilirdi.

İngilizlerin 30 yıllık hâkimiyetinden sonra Filistin meselesi BM’ye havale edilmişti. BM artık bu davada hâkim konumundaydı. Görüşmeler Filistin’in bir Arap ve bir İsrail devleti olarak bölünmesine odaklanıyordu.

BİRLEŞMİŞ MİLETLER YAHUDİ AJANSI SÖZCÜSÜ

BM Genel Kurulu’na Yahudi Ajansına söz hakkı verdiği için teşekkür ederim.

Biz bir İsrail devletinden bahsederken aklımızdan ırka dayalı veya dini bir devlet geçirmiyoruz. Bu tüm vatandaşlarının ırk ve din ayrımı, baskı ve boyun eğdirme olmaksızın tam eşitliğe ve tüm haklara kavuşacağı bir devlet olacak.

29 Kasım 1947 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Filistin’in bölünmesini planlamak üzere toplandı.

SELMAN EBU SİTTE, 1948 FİLİSTİN ATLASI’NIN YAZARI

Yahudiler, Filistin’deki tüm toprakların %5,5’ten daha fazlasına sahip değildiler.

BM’nin 181 sayılı kararı Filistin’i, bir Arap ve bir İsrail devleti olmak üzere ikiye bölüyordu. Kudüs ise uluslararası bir şehir haline gelecekti. Yahudi Devletine toprakların %56’sı verilecekti. Yafa kenti de Arap devletine ait bir yerleşim yeri olarak bu topraklara dahil edilecekti. Bugün Gazze Şeridi olarak bilinen bu topraklar çevresindeki tarım arazilerinden ayrılmıştı. Önerilen devlet pek çok Filistinlinin gözünde işlevsiz bir devletti. Bu çözüm tasarısı oylamaya sunuldu.

“Özel komitenin Filistin çözümü 13 ret ve 10 çekimser oya karşı 33 oyla kabul edilmiştir.”

ENİS SAYIG (1931-2009), FİLİSTİN ANSİKLOPEDİSİ EDİTÖRÜ

Bu çözümü gerçeğe dönüştüren Başkan Truman liderliğindeki ABD oldu. O bu çözümü rüşvetle ve üye temsilcilerine baskı yaparak satın aldı. Liberya, Filipinler ve Guatemala gibi ülkelerin bazı eski BM diplomatları anılarında bunu yazıyordu. Diplomatlar, ABD’nin kendilerine Araplar adına ya da çekimser oy kullanmak yerine çözüm adına oy kullanmaları için baskı yaptıklarını itiraf ediyorlardı.

Arap gazeteleri BM’nin bölme planı lehine oy kullanan ülkelerin sıralandığı bir utanç listesi yayınladı ve Arap protestocular sokaklara döküldü.

ILAN PAPPE, İSRAİLLİ TARİHÇİ

BM’de ya da dünyanın başka bir yerinde bir ulusal özgürlük hareketinin toprağı bölerek onu bir yerleşimci topluluğuyla paylaşacağı kimsenin aklına gelmezdi. Siyonistler için BM çözümünün asıl önemi İsrail’e uluslararası meşruiyet kazandırmasıydı. İsrailliler sınırları önemsemiyordu zaten. Filistinlileri başlarından atmayı düşünüyorlardı.

AZMİ BİŞARA, SİYASİ ANALİST

Önce İsrail devletini prensiple kabul ettiler. Bu prensip uluslararası toplum tarafından kabul edilince detaylar üzerinde çalışmaya başladılar. Filistinlilerin nakledilmesi, bölgede Yahudi çoğunluğu olmasına rağmen bir Yahudi devleti kurulmasının doğurduğu bir sonuçtu. Mesele çok açıktı. Bir Yahudi devleti, Filistinlilerin nakledilmesini zorunlu kılıyordu. İngiltere bölünme çözümünün ardından Filistin üzerindeki mandasını 14 Mayıs 1948’de kaldıracağını açıkladı. Bölünme için yapılan oylamaya çok öfkelenen Arap Birliği, Filistinlileri silahlı bir direnişe hazırlama kararı aldı. Bir kısmı Arap dünyasından gelen 3.000 gönüllü Suriye’ye eğitime gönderildi. Bu mücadelenin liderlerinden biri de Kudüs Başmüftüsü Hacı Emin Hüseynî idi. O, Filistinlilerin Arap ülkelerinin de yardımıyla başarılı olabileceğine inanıyordu.

HILLEL KOHEN, İSRAİLLİ TARİHÇİ 

Hacı Emin Hüseynî 1937 yılında Filistin’den ayrıldı. 11 yıl boyunca Filistin’den uzak kaldı. Bölgedeki durumun farkında değildi. Burada pek çok insan tam teçhizatlı Yahudilerin askerî hazırlıklarını yakından izliyordu. Kibbutz ve yerleşim birimlerini izliyorlar ve bu insanlara karşı ne yapabiliriz diye düşünüyorlardı.

Filistinliler meşru müdafaa için yerel komiteleri örgütlemeye başladı. 1947 yılı sonunda bir grup genç adam silah edinmek ve askeri eğitim almak için Şam’a, Beyrut’a ve Kahire’ye gitti.

SAMİ ABDURREZZAK, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

İngilizler Filistin’den ayrılmaya hazırlanırken elimizde hiç silah yoktu. Babam bana para vermişti 100 Filistin lirasına sadece üç mermisi olan bir silah almıştım.

HÜSNÜ MUHAMMED SEMADA, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Birkaç tüfek aldılar ve birkaç genç adam onlarla eğitim yaptı.

SAMİ ABDURREZZAK, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Köyde bana onu kullanıp kullanamadığımı görmek için silahı denememi söylediler. Bende ilerideki bir direğe ateş ettim ve onu vurdum.

HÜSNÜ MUHAMMED SEMADA, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Her atıştan sonra tüfek tutukluk yapıyordu. Bu yüzden her seferinde tüfeği temizlemek gerekiyordu.

ÖMER NATUR, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Birkaç ateş ettik ve sonra mermimiz kalmadı. 1948 başları David Ben Gurion liderliğindeki Yahudi temsilciliği İngilizlerin varlığına rağmen Filistin üzerindeki idari ve askeri gücü arttırmaktan söz ediyordu. Yahudi paramiliter birlikler arasında, Haganah, İrgun ve Lehi de bulunuyordu. 1948 yılının ilk yarısında sayıları 40 bin erkek ve kadını bulmuştu. Diğer taraftan Filistinlilerin 3.000 düzensiz askeri vardı. Onlar, 1936 yılındaki Arap ayaklanması sırasında İngilizler tarafından yok edilen savaş gücünden geriye kalanlardı. Bölgede yaklaşık 4.000 de gönüllü bulunuyordu. Onlar, “Arap Kurtuluş Ordusu” olarak biliniyorlardı. Liderleri de, Fevzi Kavukci adında bir Arap milliyetçisiydi. Filistinliler, savaşçı sayısı ve silah bakımından gerideydiler.

ILAN PAPPE, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Siyonist liderlerden ve askeri komutanlardan meydana gelen küçük bir grup her hafta buluşuyordu. Bu, 1947 Şubat’ından 1948 Şubat’ına kadar bütün yıl devam etti. Filistin’de bir etnik temizlik planlıyorlardı. Her hafta bir araya geldiler ve her geçen hafta yapılması gerekenin bu olduğuna daha fazla ikna oldular.

1948 yılının ilk ayında, çatışmalar hız kazandı. Filistin hedeflerine yönelik iki bombalı saldırı oldu. İlkinde bomba yüklü bir araç Yafa’daki eski Osmanlı hükümet binasını yok etti ve 26 kişinin ölümüne neden oldu. İkincisi, yani Kudüs’teki Semiramis Oteli’nin bombalanması yirmiden fazla kişinin ölümüne neden oldu. Oxford Üniversitesi Orta Doğu Merkezi’nde önemli bir belge bulduk. Bu belge, 6 Haziran 1948 tarihinde İngiltere’nin Filistin Yüksek Temsilcisi ile Siyonist David Ben Gurion arasında gerçekleşen toplantının detaylarını içeriyordu. Yüksek Temsilci, Semiramis Otel saldırısını Haganah’ın gerçekleştirdiğini söyleyen raporları sorunca Ben Gurion bunun doğru olabileceğini kabul etmişti. Ben Gurion, saldırıdan Haganah’ın sorumlu olduğunu doğrulamıştı. 1948 yılının ilk üç ayında Yahudi paramiliter gruplar, Filistin şehirlerine ve köylerine onlarca saldırı gerçekleştirdi. Operasyonların bazılarını Arap kılığına giren ve “Mistaravim” olarak bilinen Yahudi özel birlikleri gerçekleştirmişti.

SAMİ ABDURREZZAK, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Yahudiler, geceleri gizlice köylere giriyorlar ve evlerimizi havaya uçurmak için patlayıcılar yerleştiriyorlardı. Biz de silahlanmaya ve köyü korumak için nöbet tutmaya başladık.

Filistin’de BM’ye ve onun savaşları önleyici gücüne doğrudan meydan okunuyordu. Yasal ve yasadışı güçlerin ayırt edilebilmesi gittikçe zorlaşıyordu. İlk olarak Yahudi yerleşim birimlerinin savunulması için yasal olarak kurulan Haganah, Yahudi terör örgütü Irgun Zvai ve Leumi ile yakın ilişkideydi.

İyi eğitimli Yahudi güçleri, planlarını uygulamaya koymaya başlamıştı. 15 Şubat 1948’de Haganah ve Palmaç örgütünden savaşçılar Hayfa yakınlarındaki Kasariya kasabasına saldırdı. İzak Rabin adında genç bir adamın saldırıda saha komutanlarından biri olduğu düşünülüyor. Binden fazla Filistinli Kasariya’dan sürgün edilmiş ve kasaba yakılıp kül edilmişti.

ILAN PAPPE, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Siyonist güçler, kıyıdaki 5 kasabayı hedef almış ve onlarla, bunun işe yarayıp yaramayacağı üzerine deney yapmıştı. Hem de bölgede bulunan İngiliz kuvvetlerinin gözleri önünde. Bu 5 köyün sakinlerini 1948’e kadar sürgün ettiler Bunun çok kolay olduğunu, onları zorlamadığını gördüler. Fazla bir direniş yoktu. İngilizler de müdahale etmediler.

VAKİM VAKİM, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Filistin kasabalarının nasıl düştüklerine bakarsak, her kasabanın Siyonistler tarafından planlanmış bir askeri saldırıyla karşı karşıya kaldığı sonucuna varabiliriz.

HILLEL KOHEN, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Bazı Yahudi subaylar, Filistinli çiftçileri topraklarından sürmenin çok kolay olduğunu fark etmişti. Siyonist hareketin amacı, mümkün olan en az sayıda Arap’ın olduğu bir Yahudi devletine sahip olmaktı. 10 Mart, çok önemli bir gün olacaktı.

ILAN PAPPE, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Son toplantı 10 Mart 1948’de yapıldı. O gün Plan D’yi, yani Dalet planını tasarladılar. Bu plan, Filistinlilerin nasıl tahliye edilecekleriyle ilgili detaylara son şeklini veriyordu.

GAZİ SADİ, DAR EL CELİL ARAŞTIRMA KURULUŞU

Ben Gurion, açıkça talimatlarını vermişti; Olabildiğince çok Arap’ı temizleyin ve sürün.

Ben Gurion’un günlüğünden bir bölüm Siyonistlerin gündemini ifşa ediyordu. Ben Gurion şöyle yazmıştı:

“Her saldırıda, nihai bir darbe indirilmeli. Sonucu, evlerin yıkımı ve halkın uzaklaştırılması olmalı.”

Filistinliler ve diğer Arap savaşçılar direnmeye kararlıydı. 6 Mart 1948’de yayınlanan bu gazete, Hayfa Garnizonunun komutanı olan Ürdünlü bir gönüllünün, silah elde etmeye çalıştığını yazıyor. Onun adı Muhammed Huneyti’ydi.

ABDURREZZAK MUHAMMED HUNEYTİ, MUHAMMED HAMİD HÜNEYTİ’NİN OĞLU

Babam Hayfa’daydı. Filistinli savaşçıların silah ve eğitim eksiği olduğunu görünce, çok öfkelenmişti. Ürdün ordusundaki meslektaşlarından yardım istedi. Onlar da sivil kıyafetler giyip savaşçıları eğitmeye hazırdı. Ürdün Ordusunun başkomutanı bir İngiliz subayıydı. Glab Paşa olarak da bilinen General Glab, babama bunu neden yaptığını sormuş. O da şöyle demiş:

“Biz Arabız. Arap topraklarını ve Mescid-i Aksa’yı korumak zorundayız.”

Baskı altındaki babam, Ürdün ordusundan istifa etti. Ardından silah temin etmek için Beyrut’a ve Şam’a gitti. Silah konvoyu ile Beyrut’tan Hayfa’ya geri dönerken, Akka’dan birkaç genç Yahudilerin pusuya düşürmek için onu beklediğini haber vermiş. Ona, Şam’a dönmesini ve Hayfa’ya oradan gitmesini öğütlemişler. O da onlara şöyle demiş: “Eğer Hayfa’ya ulaşmak, iki günden fazla sürerse, şehir düşer.” ve bu riski göze almış.

Huneyti, Hayfa yolunda bir pusuda öldürüldü. O, Filistin için savaşmış ve bunun bedelini ödemişti. Abdulkadir Hüseynî, Kudüs bölgesindeki Filistin güçlerinin karizmatik komutanıydı. Silah istemek için Şam’a seyahat etmiş ve eli boş dönmüştü. 6 Nisan günü, Arap Birliğine bir mektup yazmış ve Filistinlilerin savunmasız ve silahsız kalmasından onları sorumlu tutmuştu. Hüseynî sonunda silah almak için büyükbabasının topraklarını satmak zorunda kalmıştı. 8 Nisan günü, Tel Aviv-Kudüs yoluna bakan Kastel kasabasına orayı savunmak için gitti. Araplar, burada ağır silahlı Yahudi güçleriyle karşılaştılar.

Hüseynî, 1936 yılındaki Arap ayaklanması sırasında İngilizlere karşı savaşmış deneyimli bir komutandı. Hüseynî, Kastel muharebesinde öldürüldü. Cenazesinde, onun için yas tutan pek çok kişi bir araya geldi. Ölümü, Filistinlilerin moraline indirilen ağır bir darbeydi. Yahudi güçleri, üstünlüğü ele geçiriyordu. BM bölme planının, Arap devletine bıraktığı bölgeleri ele geçirmeye başlamışlardı. Topraklar işgal edilirken savaşçılar ve siviller arasında çok az ayrım yapılıyordu. 9 Nisan 1948 gününün şafağında İrgun ve Lehi savaşçılarından meydana gelen karma güç, Kudüs yakınlarındaki Deir Yasin köyüne doğru hareket etti. Sonuç bir katliamdı. Yüzden fazla Filistinli öldürülmüştü. Buna kadınlar, çocuklar ve yaşlılar da dahildi.

SELMAN EBU SİTTE, 1948 FİLİSTİN ATLASI’NIN YAZARI

Deir Yasin köyü, Kudüs’teki İngiliz polis şefinin bürosuna sadece 3 km uzaktaydı. Ona, bu katliam haber verildiğinde şöyle yanıtlamıştı:

“Bu, bizi ilgilendirmez.”

GERALD GREEN, FİLİSTİN POLİS GÜCÜ (1946-1948)

Ne üzücüdür ki İngilizler, Arapları yüz üstü bıraktılar. Buna hiç şüphe yok. Biz, Filistin polisi olarak ülkenin güvenliğini sağlamak için oradaydık.

EUGENE ROGAN, ORTA DOĞU MERKEZİ, OXFORD 

İngiliz ordusunun ve polisinin bundan hoşnut olduğunu sanmıyorum. Kendilerini işe yaramaz hissediyorlardı. Bazı İngiliz polisleri bana şöyle demişti:

“Yahudileri, genelde sokaklarda Araplarla çatışırken görüyorduk. Ama sanki orada değilmişiz gibi, yürüyüp gidiyorduk.”

İngiliz güçleri, mandanın sona erdirilmesi için belirlenen tarihten bir ay önce çekilmeye başlamışlardı. Onlar, bir bölgeden ayrılır ayılmaz yerlerini Yahudi savaşçılar alıyordu.

HÜSEYİN DEYRİ, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Bir İngiliz askerî kampı vardı. Köyümüzün düşmesinin ve bizim kovulmamızın nedeni bu kamptı. İngilizler gece kampı Yahudilere terk etmişlerdi. Civar köylerdeki Filistinliler, ertesi sabah kampa gittiler. Yahudilerin kampı devralmış olduklarını görünce neye uğradıklarına şaşırmışlardı.

YUSRA RAMAHİ (1924-2014), FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Yahudiler, kampın içine konuşlandırılmıştı. Araplar yaklaştıklarında Yahudiler ateş açmaya başladı. Bazıları öldü, bazıları da yaralandı. Yaralılar, sürünerek tarlalara gitti. Ölenler ise orada kaldı.

ALİ MUHAMMED ALİ CUBEYL, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

İngilizler ayrılmadan önce bütün silahlarını, zırhlı araçlarını ve tanklarını, Yahudilere verdi.

ENİS SAYIG (1931-2009), FİLİSTİN ANSİKLOPEDİSİ EDİTÖRÜ

16 Nisan’da Taberiye’deki İngiliz güçleri, halkı oradan ayrılmaları için zorladılar. Bazıları ayrıldı ama çoğu şehri savunmak için kaldı. Babam da 16 ve 17 Nisan tarihlerinde şehirden ayrılmayı reddeden Filistinli aileler arasındaydı.

 Babam bir papaz olduğu için bir İngiliz subayı onun yanına gelmiş ve şöyle demiş: “Bir din adamı olarak, ayrılmalısın. Böylece cemaatin de seni takip eder.”

Babam da şöyle demiş: “Hayır, gitmiyorum. Filistin benim ülkem. Olduğum yerde kalmak istiyorum.”

 Subay da Yahudilerin, Filistin üzerinde hakları olduğunu ve bunun kabul gördüğünü söylemiş. Babam da bu söylemin, kutsal kitap açısından yanlış olduğunu söyleyerek onu reddetmiş. Bir subay da babamı ve kız kardeşimi zorla bir kamyona bindirmiş. Annemin kalp hastalığı vardı ve hastanedeydi. Onu hastaneden çıkarmışlar, kamyona bindirmişler ve hepsini oradan götürmüşler. Taberiye’de çok az sayıda savaşçı kalmıştı ve onların tamamı öldürüldü.

18 Nisan günü İngiliz ordusu Taberiye kentinden çekildi. Ayrılmadan önce de kentteki yaklaşık 5000 Arap’ı evlerini tahliye etmeye zorladılar. Ertesi gün Yahudiler Taberiye’yi ele geçirdiler.

GAZİ SADİ, DAR EL CELİL ARAŞTIRMA KURULUŞU

Filistinlileri, Hayfa’dan Akka’ya taşıyan İngiliz gemilerini gördüm. Bu Filistinliler, İngilizler tarafından zorla tahliye ediliyordu.

21 Nisan… Son İngiliz askerleri de, öğle saatlerinde Hayfa’dan çekilmeyi tamamlamıştı. O gün öğleden sonra binlerce Haganah askeri, kente hücum etti. Bazı Filistinliler ve Arap gönüllüler evlerini savunmak için kentte kaldılar. 2 gün süren sokak çatışmalarından sonra bunlardan altmışı öldürüldü. Geri kalanlar da kentten çekildiler.

HÜSNÜ MUHAMMED SEMADA, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Biz, Hayfa düşene kadar orada kaldık. Köylerdeki insanlar, bölgedeki ana kentin düştüğünü anlamışlardı. Daha fazla ne yapabilirdik ki? Biz de kaçtık.

GERALD GREEN, FİLİSTİN POLİS GÜCÜ (1946-1948)

Hayfa’dan kuzeye, Lübnan’a giden yol, bizim giriş kapılarımızın önünden geçiyordu. Zavallı Arapları bu şekilde görmek çok üzücüydü. Bazıları kamyonlarla ve araçlarla gidiyordu. Yataklarını araçlarının üzerlerine atmışlardı. Bazıları da yürüyordu. Kentten çok sayıda Arap çıkıyordu. Yahudiler, onları Hayfa’dan kovmuştu. Çok üzücü bir manzaraydı. Biz bunları durdurabilirdik. Buna hiç şüphe yok. Bunu yapacak silahımız vardı.

50.000 Arap, Hayfa’daki evlerini terk etmeye zorlanmıştı. Bir daha da geri dönemeyeceklerdi. Bu kentte bugün bir anıt bulunuyor. Bu anıt, İsrailliler tarafından “Hayfa’nın Kurtuluşu” adını verdikleri olayın anısına dikildi. 1948 Nisan’ının sonlarında Hayfa kenti, Yahudi güçlerinin eline geçmişti. Bir sonraki hedefleri ise sahil kenti Yafa’ydı.

MUSELLEM BİSİSO, ASSOCIATED PRESS MUHABİRİ (1948) 

Yafa’daki Cibaliye bölgesinde çatışmalar çok şiddetliydi. Çünkü orası Tel Aviv’in hemen yanındaydı. Orada direnişe kimin liderlik ettiğini biliyor musunuz? Oradaki gönüllülere komutanlık yapan, bir kadındı. Adı Muhibe Hurşid’ti. Bu, mutlaka tarihe geçmeli.

MUHİBE HURŞİD

1947 tarihli Birleşmiş Milletler Bölünme Planı’yla, Yafa, Arap devletine verilmişti. Fakat buna rağmen Yahudilerin gözü Yafa’daydı. Nisan’ın son haftasında şehirdeki bombardıman şiddetlenmişti. Kentin sakinleri, deniz yoluyla Lübnan’a, kara yoluyla da Doğu Filistin ve Ürdün’e kaçıyordu. 14 Mayıs 1948’de Haganah, Yafa’nın kontrolünü ele geçirmişti. Kentin 70.000 sakini kaçmıştı. Kalan erkekler de merkezi toplama kamplarına nakledilmişti. Tutuklular, hemşerilerinin sokaklarda çürüyen cesetlerini gömmeye zorlandılar. Üstelik, Yahudi savaşçılar tarafından yağmalanan Arap evlerindeki eşyaları taşımaya da zorlanmışlardı.

SELMAN EBU SİTTE, 1948 FİLİSTİN ATLASI’NIN YAZARI

Kamyonlar getirdiler ve Arap evlerindeki tüm değerli eşyaları aldılar. Ünlü kütüphaneleri de yağmaladılar. Kitapları, Kudüs’teki İbrani Üniversitesi’nin kütüphanesi götürdüler.

VAKİM VAKİM, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Siyonist askeri örgütler, planlı bir zorla kovma tarzı benimsemişlerdi. Bassa köyü, üç tarafından kuşatılmış ve bombardımana tutulmuştu. Kuzey tarafı ise insanların kaçabilmeleri için açık bırakılmıştı. Bassa’da ve diğer köylerde Siyonistler çok sayıda insan öldürdüler. Kuşatma ve bombardıman neticesinde korku içindeki binlerce Bassalı kaçtı. Kaçamayanlar kiliseye sığındı. Hanagah, köye girdikten sonra 14-15 yaşlarındaki dört çocuğu kilisenin içinden çıkardılar ve onları öldürdüler. Geri kalanlar da sürgün edildi. Bu kez, Lübnan’a doğru zorla sürülmüşlerdi. Çünkü sadece kuzey yönü açıktı. Aynı şey insanların Suriye’ye sürüldüklerinde de olmuştu. Bunu da sadece kuzey-doğu yolunu açık tutarak yapmışlardı. İnsanları, doğuya, Ürdün vadisine sürdüklerinde de aynı yöntemi kullanmışlardı. Mülteci krizi, İsrail ordusu tarafından işte böyle yaratılmıştı.

THEODOR KATZ, İSRAİLLİ TARİHÇİ  

Bu o kadar çok olmuştu ki… “Kutsal” İsrail askerleri, köyün ortasından on genci alıyorlar ve onları diğerlerinin bunu görüp kaçmalarını sağlamak için öldürüyorlardı. Eğer bu yeterli olmazsa diğerlerini de alıyorlardı.

AVI SHLAIM, İSRAİLLİ TARİHÇİ 

Filistinliler, geri dönme umuduyla topraklarından ayrılmışlardı. Fakat bu hikâyenin bir diğer versiyonuna göre ise Filistinliler, liderlerinden aldıkları emirle istilacı Arap ordularına yer açmak için ayrılmışlardı. Onlara büyük Arap zaferinden sonra evlerine geri dönebilecekleri sözü verilmişti. Hikâyenin geleneksel Siyonist versiyonu buydu. Bu kesinlikle doğru değildir. Bu versiyonla çelişen çok sayıda somut kanıt bulunmaktadır.

ILAN PAPPE, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Sığınmacı haline gelen Filistinlilerin yarısı, 1948 Mayıs’ından çok önce evlerinden uzaklaştırılmıştı. O tarihe kadar Filistinlilere ait 530 köy yok edildi. 15 Mayıs 1948’den, yani Nekbe’den önce bu köylerin yarısına zaten saldırmışlardı. Etnik temizlik; bir etnik grubu, yaşadığı yerden atmayı amaçlayan bir harekettir. Etnik temizliğin ikinci aşaması bu insanları tarihten silmektir. Bu, onların geçmişini yok ederek yapılan kültürel bir silme işlemidir. Üçüncü aşama ise, onların bir daha geri dönmemesini sağlamaktır.

İngiliz ordusu Filistin’deki varlığını devam ettirse de Yahudi paramiliter gruplar, 5 büyük kentin kontrolünü ele geçirmişlerdi. Yaklaşık 200 köy yok edilmişti. İngilizler bütünüyle çekilmeden önce 350 binden fazla Filistinli topraklarından sürülmüştü. İngiliz mandasının sonlandırılacağı tarih 15 Mayıs olarak belirlenmişti. Fakat bu, Yahudiler için bir sorun teşkil ediyordu. Ayın 15’i Cumartesi gününe denk geliyordu. Yani Şabat gününe. Bu yüzden, Yahudi devletinin ilanı kutlamaları bir gün önceye, 14 Mayıs Cuma gününe çekilmişti. İngiliz ordusu, çekilmeyi hızlandırmıştı. Yahudiler, idareyi devralmak için hazırlık yapıyorlardı.

GERALD GREEN, FİLİSTİN POLİS GÜCÜ (1946-1948)

14 Mayıs’tan birkaç gün önce Yahudi devlet mühürlerini ortaya çıkarmışlardı. Kuracakları devlet için çalışıyorlar ve hazırlık yapıyorlardı. Bu konuda hiç şüphe yok.

14 Mayıs 1948 tarihinde, son İngiliz Filistin Yüksek Temsilcisi Alan Cunnigham, bu büyük Kudüs konağında İngiltere mandasını sona erdiren bir belgeye imza atmıştı. İngiliz varlığı, otuz yıldan uzun bir süre boyunca Siyonistlerin hayallerinin gerçekleşmesi için ortam oluşmasını sağlamıştı.

Cunnigham, sabah saatlerinde Kudüs’teki konağının önünde şeref kıtasını teftiş etmiş ve sonra Hayfa’ya uçmuştu. Hayfa’dan da gemiyle Kıbrıs’a gitmiş ve İngiliz bayrağı gönderden indirilmişti. İngilizlerin, Filistin’i işgal ettikleri 1917 yılından Filistin’den ayrıldıkları 1948 yılına kadar Yahudilerin nüfusunun on kat arttığı ve yarım milyona ulaştığı tahmin ediliyor. Bu sırada, İngilizler Filistin’e veda ederken Ben Gurion da İsrail devletinin bağımsızlığını resmen ilan etmek için Tel Aviv’e gelmişti.

“İsrail diyarındaki Yahudi devletini ilan ediyoruz.”

İsrail devleti, Yahudi cemaatinin önde gelen 25 üyesinin imzalarıyla varlık bulmuştu. Ben Gurion’un arkasında 1896 yılında yayımlanan “İsrail Devleti” adlı kitabın yazarı Teodor Herzl’in portresi asılıydı. Davut yıldızı göndere çekildi. Bu, 1885 yılında Rişon LeTsiyon yerleşiminde göndere çekilen bayrağın aynısıydı.

DAVID HIRST, GAZETECİ

Siyonizm dinamik bir hareket olduğu için sınırların son halini almadığını ve geri kalan toprakları almak için önlerine fırsatlar çıkacağını biliyorlardı.

AVI SHLAIM, İSRAİLLİ TARİHÇİ 

Siyonist hareketin arkasındaki düşünce buydu. İsrail devletini kurmak ve sınırlarını kademeli olarak genişletmek.

Devletlerine, İsrail adını verdiler. İsrail’in yeni vatandaşları, Yahudi Bağımsızlık Bildirgesine imza atanlara tezahürat yaptılar. Salondan ayrılıyorlar. Önce Ben Gurion ardından da Yeni Devlet Şurası’nın kadın üyesi Golda Meir ve Dışişleri Bakanı Moşe Sharett, Haim Weizmann, İsrail’in ilk cumhurbaşkanı oluyor.

Tel Aviv’deki törenden birkaç dakika sonra Amerika Birleşik Devletleri, daha önce Yahudi Devleti adının yer aldığı bir belgede değişikliğe gitti. Yeni ifade İsrail Devleti’ydi. Başkan Harry S. Truman tarafından imzalanan belge, ABD temsilcileri tarafından Birleşmiş Milletlere duyuruldu.

“Amerika Birleşik Devletleri, bu geçici hükümeti yeni İsrail devletinin fiili otoritesi olarak tanımaktadır.”

İngiliz mandasının temelleri üzerinde yeni bir devlet doğmuştu.

AZMİ BİŞARA, SİYASAL ANALİST

İngilizlerin Filistin’deki mirasçısı oldular. Bağımsızlıklarını ilan etiklerinde var olan yapıyı olduğu gibi aldılar. Bu da başında Ben Gurion’un bulunduğu Siyonist liderliğin pragmatizmini gösteriyor. Temel devlet yapısını İngiliz mandasından aldılar. Sonra bütün bunlara kendi Siyonist damgalarını vurdular.

HALİL TÜFEKÇİ, FİLİSTİN STK ÜYESİ

Tel Aviv’de Yahudi devletinin ilanından hemen sonra var olan bütün kurumlar, Batı Kudüs’te faaliyet göstermeye devam etti. Bankacılık kurumları, siyasi kurumlar ve belediye kurumları…

SELMAN EBU SİTTE, 1948 FİLİSTİN ATLASI’NIN YAZARI

Eğer Tel Aviv’de yaşayan Yahudi olsaydınız, 15 Mayıs’ta, yani İsrail Devleti’nin ilanından bir gün sonra işe gittiğinizde, tek bir şey dışında, her şeyi bir gün önce bıraktığınız gibi bulurdunuz. Filistinli meslektaşlarınız ülkeden sürülmüş olurdu.

DAMİN RAVAN: Yani hazır bir devlete mi kondular?

SİTTE EBU SALMAN: Bu yüzden İsrail’i hazır devlet olarak aldılar diyorum. Bu, yerli halkı sürülmüş hazır bir devletti.

İngilizler ülkeden ayrılana kadar komşu Arap ülkelerindeki güçlerin Filistin’e girmelerine izin vermemişti. Arap orduları, 15 Mayıs’ta, son İngiliz askerleri de gittikten sonra Lübnan, Mısır ve o dönem Mavera-i Ürdün olarak bilinen bölgenin sınırlarından Filistin’e girdi. Deklare ettikleri hedefleri, Filistin’i özgürleştirmekti. New York Times o gün şu manşeti atmıştı:

Müslüman ülkelerdeki Yahudiler büyük tehlikede.”

GOLDA MEIR, İSRAİL HÜKÜMETİ ÜYESİ (1948)

Amerika’daki Yahudilere, İsrail devletinin nasıl kurulduğunu anlatmak için, ABD’ye döndüm.

Yahudiler, sayıca Araplardan az. Araplar, Yahudilerden daha ağır silahlara ve iyi teçhizata sahipler. Buna rağmen Yahudiler ülkelerdeki yerlerini koruyorlar. Bunun nedeni çok basit. Filistin’de İsrail devleti için savaşan Yahudiler, sahip oldukları tek şey için mücadele ediyor. Bu onlar için bir ölüm kalım meselesi.

DAVID HIRST, GAZETECİ

1947 ve 48 yıllarında Yahudi güçleri, bir araya gelmiş Arap ordularından çok daha güçlü ve sayıca daha üstündü. Onlar, çok iyi hazırlanmış, yüksek bir adanmışlığa sahip ve tam teçhizatlı bir savaş gücüydü. Tek bir ordu dışında, bütün Arap güçlerinden daha üstündüler. Bu ordu da karşı karşıya gelmedikleri ve bir anlaşma yaptıkları orduydu. Ürdün ordusundan bahsediyorum.

MUHSİN SALİH, ZEYTUNA ARAŞTIRMA MERKEZİ

7 Arap ordusundan, Filistin’e giren toplam asker sayısı 24.000’den fazla değildi. Bu bir trajediydi. Bütün Arap savaş gücü, Yahudi güçlerinin üçte biri kadardı. Üstelik Yahudiler iyi eğitimli, iyi teçhizatlı ve savaşa hazır durumdaydı.

MEHDİ ABDULHADİ, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Arap orduları ne teçhizatlıydı ne de hazırdı. Planlandığı gibi Kral Abdullah yönetiminde müşterek bir komuta merkezi yoktu. Irak ordusu, emirleri Bağdat’tan alıyordu.

AVI SHLAIM, İSRAİLLİ TARİHÇİ 

Bu Arap orduları, modern savaş tarihinin en kötü şekilde bölünmüş, en düzensiz ve harap koalisyonlarından biriydi.

YUSUF HİCAZİ, ARAŞTIRMACI

Siyonist örgütler, Arapların aksine karar alacak kadar donanımlıydı. Modern silahları ve hatta kendi silah fabrikaları vardı. Bizimse yoktu. Siyonistlerin, dünya çapında bağlantıları vardı. ABD ve İngiltere, onların yanındaydı. Hatta Sovyetler Birliği bile. Bizim kimsemiz yoktu. Bu savaş her açıdan, Siyonist örgütlerin lehinde ilerliyordu.

Arap orduları, Filistin’e girdikten iki gün sonra İsrail güçleri dikkatini Akka’ya yoğunlaştırdı.

GAZİ SADİ, DAR EL CELİL ARAŞTIRMA KURULUŞU

Yahudiler, Napolyon Tepesi’ni işgal ettiler ve oradan eski Akka kentine ateş açmaya başladılar. Biz de Arap güçlerinin bizi kurtarmasını bekliyorduk. Ama hiç kimse gelmedi. Akka düşmüş ve kentin 10 bin sakini sürülmüştü…

SAMİ ABDURREZZAK, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Bir gün, önemli bir Lübnanlı siyasetçi olan Mecid Aslan’a şöyle dedik:

“Safad düştü. Akka düştü. Biz de kendimizi savunacak silahımız olmadan ortada mahsur kaldık.”

O da bize şöyle dedi:

“Tarşişa halkından böyle bir konuşma duymayı beklemiyordum. Tarşişa, ancak Beyrut düşerse, düşer.”

Sonra da bize iki tane tek atımlık, çok eski tank-savar gönderdi. İkisinin de başka cephanesi yoktu.

Bize şöyle dedi:

“Bir tanesi Lübnan devletinin hediyesi, ama diğeri için ödeme almamız gerekiyor.”

İki silah da Yahudiler onları alana kadar, ana yolda kaldı. Casım adında Iraklı bir subay, Babama şöyle demişti:

Irak’ta insanlar bugün ne diyorlar biliyor musun? Tarşişa’ya girdiğimizi duyunca tezahürat yapmışlar. Tek bir Yahudi yerleşim birimini alamadığımızı ise bilmiyorlar. Ben Irak’a geri dönüyorum. Eğer savaşmak isterlerse geri dönüp savaşırım. Ama istenen sadece yemek yemekse, benim evimde zaten yemek var.”

 Biz, Arap devletlerinin ihanetine uğradık. Topraklarımızı, kendi isteğimizle terk etmedik.

HÜSNÜ MUHAMMED SEMADA           

Irak Prensi Abdullah, onlara geri çekilmelerini emretti, onlar da geri döndüler. Gitmeden önce yerden toprak aldılar ve üzüntü içinde başlarından aşağı döktüler. “Hıyanet! Hıyanet!” diye bağırıyorlardı.

MUSELLEM BİSİSO, ASSOCIATED PRESS MUHABİRİ (1948) 

Ben, hayatımın büyük bir kısmını Ürdün cephesinde geçirdim. Irak ordularını da gördüm, Mısır ordularını da. Onlar hakkında olumsuz bir şey söyleyemem. Onlar, maneviyatları yüksek askerlerdi. Adanmışlardı ve Siyonist düşmanlara ve İngiliz komutanlara karşı içlerinde öfke besliyorlardı.

Ürdün ordusu, Glab Paşa olarak da bilinen İngiliz Sör John Glab tarafından yönetiliyordu. Orduda, 40 İngiliz subayı daha görev yapıyordu. Onların etkisi çok büyüktü. Ürdün kralı Abdullah, İngilizlerin tavsiyesi ile Ürdün ordusu ve Yahudi savaşçılar arasındaki çatışmaları önlemek için Yahudi liderlerle gizli bir anlaşma yapmayı kabul etmişti. Karşılığında da Batı Şeria’yı ve Doğru Kudüs’ü bırakacaktı. Glab’ın daha sonra, 1948’deki bu savaşa “Sahte Savaş” demesinin sebebi de bu göstermelik direnişti.

AVI SHLAIM, İSRAİLLİ TARİHÇİ 

Glab, karmaşık bir karakterdi. O, basit bir asker gibi görünmeye çalışıyordu ama değildi. Glab, İngilizlerin bölünme planını Araplara kabul ettiren çok tecrübeli bir siyasetçiydi. İşçi partisi hükümetinin Dışişleri bakanı Ernest Bevin ile Ürdün Başbakanı Tevfik Ebu Hüda arasında bir toplantı gerçekleşmişti. Glab’ın tercümanlık yapıtığı o toplantıda Bevin, Ebu Hüda’ya “Ne yapmayı planlıyorsunuz?” diye sormuştu. Ebu Hüda da şunu demişti: “Filistin’deki Arap topraklarını korumak için, Arap lejyonunu göndermeyi planlıyoruz.” Bevin de şöyle demişti: “Bu, yapılacak en akla yatkın şey gibi görünüyor. Ama sakın gidip Yahudi topraklarını işgal etme.”

ILAN PAPPE, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Arap Lejyonundaki İngiliz subaylar, 2 Mayıs günü Kudüs için bir çözüm bulmak amacıyla son bir kez bir araya geldilerse de buradan bir şey çıkmadı. Ama bu toplantıda başka bir şey oldu. Yanlarında lejyonun nereye kadar ilerleyeceğini ve nerede duracağını gösteren haritalar getirmişlerdi. Lejyonun durduğu yer, bugünkü Batı Şeria’nın sınırıydı. Batı Şeria işte bu şekilde yaratılmıştı.

MEHDİ ABDULHADİ, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Glab Paşa, bu anlaşmaya bağlı kalmış ve güçlerine Lod ve Remle kentini boşaltmaları emrini vermişti. Ürdün güçleri 10 Temmuz’da Lod ve Remle’den çekildiler. Ürdünlülerin çekildiği iki kent, İsrail Hava kuvvetleri tarafından bombalandı. Albay Moşe Dayan komutasındaki İsrail ordusu, daha sonra bu kentlere girdi. Sadece Lod’da, Dahmaş Camii’nde 100’den fazla Filistinli katledildi. İki kentten sürülen Filistinlilerin sayısı 50 binden fazlaydı.

Erzağı olmadan yaz sıcağında yürüyen pek çok kişi yorgunluktan öldü. Bu, daha sonra “Lid’de Ölüm Yürüyüşü” olarak bilinecekti. Filistin’deki Arap güçlerinin varlığına rağmen bu vahşet devam edecekti ve bunların çok azı kayıt altına alınacaktı. İsrailli tarihçi Teodor Katz, İsraillilerin sahil kenti Tantura’da katliam gerçekleştirdiklerine dair bir iddia öne sürüyor.

THEODOR KATZ, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Tantura’nın dört bir yanını kapattılar. Yeni İsrail donanmasından bir gemi, Filistinliler kaçmasın diye sahili kapatmıştı. Röportaj yaptığım bir Yahudi’den şunu duymuştum: İkinci bölükten bir asker, 9 ml’lik tabancasıyla sahilde adamların arasında dolaşıyor ve onlara “Tüfeğin nerede?” diye soruyormuş. “Tüfeğim, evimin yanında bir yerlerde” diyenler, elleri bu şekilde bağlanarak 2 ya da 4 kişi tarafından evine götürülüyormuş. Daha sonra ise tüfek ortaya çıkıyormuş ama adam ortaya çıkmıyormuş. Sahilde “Tüfeğim yok.” diye cevap verenler ise doğrudan kafalarından vuruluyormuş. Bu, bir Filistin hikayesi değil. Bu, İsrail devletinde uzun yıllar avukatlık yapan bir Yahudi’nin anlattığı hikâye. Tantura’daki Filistinli erkekler mezara götürülmüş ve orada sıraya geçirilmişler. Onlara toprağı kazmaları söylenmiş. Bir sıra kazmayı bitirdiğinde hepsi vuruluyor ve çukurun içine düşüyormuş.

ILAN PAPPE, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Siyonist liderler, askerlerin görevlerini iyi idrak ettikleri konusunda kuşku duymuyorlardı. Çünkü bu operasyonlar başladığında Filistinliler askerlerin gözünde çoktan canavarlaştırılmıştı bile.

İsrail devleti kan ve ateşle kuruldu. Ancak bu Filistinlilerin çektikleri acılar için ne bir başlangıç ne de bir sondu…

Loading

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir