Loader

Belgesel: Büyük Felaket 1. Bölüm (Transkripsiyon)

Paylaş

RAVAN DAMİN

1948: Filistinliler için “Nekbe” yani büyük felaket yılı. Yüzbinlerce insan, yurtlarından sürüldü. 1948: İsrailliler içinse devletlerinin kuruluş yılıdır. Filistinli bir film yapımcısı olarak, bu belgesel serisi, benim için, günümüzü şekillendiren, geçmişteki olayları anlamanın bir yoluydu.

Hikayemiz 1799 yılında burada Osmanlı egemenliği altındaki Filistin’de Akka şehrinin surlarının hemen dışında başladı. Napolyon Bonapart’ın komutanlığını yaptığı Fransız ordusu Osmanlıları yenmek ve bölgeyi fethetmek için şehri kuşattı. Müttefik arayışı içerisinde olan Napolyon Filistin’de Fransız himayesinde bir Yahudi ülkesi kurmayı vadediyordu. Yahudileri kendi tabiriyle zalimlere karşı ayaklanmaya çağırdı. Napolyon’un talebi geniş yankı uyandırdı ama yenilmesine engel olamadı. Bugün Akka’da Napolyon’dan geriye kalan tek şey şehre bakan tepeye dikilmiş olan heykeldir. Buna karşı Napolyon’un koloni olarak himaye edilen bir Yahudi ülkesi kurma projesinden vazgeçilmedi. Plan 40 yıl sonra İngilizler tarafından bu kez Mısır Valisi Muhammed Ali’nin yükselişinin önünü kesmek için devreye sokuldu. İngiltere dışişleri bakanı Lord Palmerston 1840 yılında İstanbul’daki büyük elçisine bir mektup yazdı. Bu mektupta büyükelçiden sultanı Filistin’in Yahudi göçüne açılması için ikna etmesi isteniyordu. Osmanlı himayesindeki Filistin’de o dönemde yaşayan Yahudilerin toplam sayısının 3.000’i geçmediği tahmin ediliyor. Bazı varlıklı insanların yardımıyla Filistin’deki Yahudilerin sayısı yıllar içerisinde artış gösterdi. Bu zenginlerden biri Fransız Aristokrat Baron Edmond de Rothschild’di. 1880’lerden itibaren Filistin’i ziyaret etmeye başladı ve Yahudi toplumunun en büyük destekçilerinden biri haline geldi. Yahudilere ait 30 yerleşim merkezinin kurulması için 14 milyon Fransız Frankı’ndan fazla para harcadı. Bunlar arasından en önemlisi 1882’de kurulan Rishon LeZion’du. Baron Rothschild’in mezarı İsrail’in kuzeyinde bulunan bir mozolenin içinde. Okul çağındaki İsrailliler buraya sıklıkla geliyor. 100 yıldan uzun bir zaman önce Filistin’deki Yahudi yerleşimcilerine yardımcı olan bu zengin iş adamı hakkında bilgi ediniyorlar. Siyonizm terimi ilk olarak 1885’te Avusturyalı yazar Nathan Birnbaum tarafından kullanıldı. Kudüs’ün Tevrat’ta geçen isimlerinden biri olan Siyon’dan türetilmişti. Sonra bu fikir Filistin’de bir Yahudi devleti kurma idealine dönüştü. Fakat tüm Yahudilerden destek bulmadı.

HILLEL KOHEN, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Osmanlı döneminde ülkede yaşayan Yahudiler vardı tabii ama Siyonist değildiler. Buranın yerel halkıydılar 19.yüzyıl Avrupa’dan özellikle doğu Avrupa’dan gelenler yeni bir Yahudilik anlayışı oluşturmak istiyorlardı.

Macaristan’lı gazeteci Theodor Hers, 1896 da Yahudi devleti adında bir kitap yazdı. Bu kitap Siyonizm’in en önemli metinlerden kabul ediliyor. Hers gelecekte 20.yy bağımsız bir Yahudi devleti kurulmasını öngörüyordu. Meslektaşı Max Nordau bu devletin kurulması için araştırma yapmak üzere Kudüs’e iki haham gönderdi. Hazırlanan raporun son cümleleri şöyleydi. “Gelin çok güzel ama başkasıyla evli.” Hahamlar Filistin’in bu topraklara kök salmış olan Filistin halkıyla evli olduklarını anlamıştı. Hers 1897 yılında Birnbaum ve Nordau ile birlikte İsviçre’nin Basel kentinde 1.Siyonist kongreyi düzenledi. Kongrede Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulması için izlenecek program kararlaştırıldı.

ENİS SAYIG (1931-2009), FİLİSTİN ANSİKLOPEDİSİ EDİTÖRÜ

Hers açıktan lobi faaliyetleri yürütüyordu. Bu oluşumu korumaları için güçlü Avrupa devletlerini ikna etmeye çalışıyordu. Hers’in Siyonist devletin babası olduğu muhakkak ama Siyonizm ideolojisini yaratan o değildi. Hers ülkeleri bir araya getirmek için bir konferans düzenlemedi. Aralarındaki rekabetten faydalandı. Her ülkeye bir Yahudi devletinin kurulması için destek vermeleri halinde rakiplerinden daha kazançlı çıkacaklarını söyledi.

1907 yılında İngiliz hükümeti Osmanlı hakimiyetindeki Müslüman Arap nüfusa yönelik stratejiler geliştirmek üzere bir komite oluşturdu. İngiltere başbakanı Henry Campbell-Bannerman’a 1907 yılında sunulan raporda Filistin’de bir tampon devlet kurulması tavsiye ediliyordu. Rapor bu devletin komşularına karşı saldırgan Avrupa’ya karşı ise dostane olmasını öngörüyordu. Amaç bölgeyi parçalayıp İngilizlerin bölgedeki hakimiyetini sürdürmesini sağlamaktı. İngiliz Siyonistlerinin liderliğini eline alan, Haim Weizmann adlı kimyager Filistin’e ilk ziyaretini 1907 yılında yaptı. Filistin topraklarında inşaat yapmak için Yafa’da bir şirket kurdu. Bu Siyonistlerin Yahudi devleti hayalini gerçekleştirmeleri için en

pratik yöntemiydi. Girişim Baron Edmond De Rothschild tarafından destekleniyordu. Üç yıl içerisinde büyük bir anlaşma yapıldı. Filistin’den toprak almak için hazırlıkları başlayan Yahudi milli fonu kuzey Filistin’deki Marc İbn Amer bölgesinden 10.000 dönümlük arazi satın aldı. Arazinin Yahudi milli fonuna satışı bölgedeki binlerce Filistinli çiftçiler için çok kötü sonuçlar doğurdu.

VAKİM VAKİM, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Marc İbn Amer bölgesindeki 60.000 Filistinli bölgeyi terk etmeye zorlandı. Büyük felakette kastedilen Filistin halkının bu topraklardan sürülmesi ve vatanlarının işgal edilmesi ise bu olay 1948’den onlarca yıl önce başladı.

DAVID HIRST, GAZETECİ

Bu bildiğimiz Avrupa koloniciliğine kıyasla çok daha sert bir kolonicilik anlayışıydı. Amaç sadece yerel halkı sömürmek değildi. Onları topraklarından atmaktı.

AZMİ BİŞARA, SİYASAL ANALİST

Çiftçilerin sürülmesi iki amacın gerçekleşmesi anlamına geliyordu. Birincisi toprakları ele geçirip Yahudileştirmek. İkincisi ise Arap çiftçiler yerine doğu Avrupa’dan veya gerektiğinde Yemenden Yahudi getirmek. Sayısı artan Yahudi yerleşimlerini korumak için “Haşomer” adında bir Yahudi milis gücü oluşturuldu. Yahudiler İbranîce’nin Osmanlı devleti tarafından resmi dil olarak kabul edilmesi için gösteriler yapmaya başladı.

MEHDİ ABDULHADİ, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Araplar ve Filistinliler Siyonizm kavramından ilk günden haberdardı. Kolonicileri için sermaye arayan dünya Yahudileri için bir ülke yaratmak maksadıyla dini kullanmaktan çekinmeyen ırkçı bir hareket olduğu biliniyordu. Bu ideoloji Siyonistlere bir kimlik ve politik bir gelecek sağlıyordu. Necip Azuri ve Necip Nassar’ıne serleri her şeyi açıkça anlatıyor. 

Necip Nassar adında Filistinli bir eczacı 1907’de Karmel adında bir gazete çıkarmaya başladı. Siyonizm’in Filistinlileri topraklarından etmeye amaçlayan bir hareket olduğu yönünde uyarılarda bulundu. “Yahudi devleti Arapların bağrına saplanan zehirli bir hançerdir.” diye yazdı. 1914 yılında 1.Dünya Savaşının çıkması Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi için zemin hazırladı.

EUGENE ROGAN, ORTA DOĞU MERKEZİ, OXFORD 

İngilizler savaş esnasında Filistin’in Süveyş kanalına yakın arazilerini ele geçirmeye çalıştı. Çünkü İngilizlerin Mısır’da birlikleri vardı. Siyonist oluşumunu koloni düzeninin stratejik bir ortağı olarak görüyorlardı. 1915 yılında İngiliz kabinesinde Filistin’in geleceği başlığını taşıyan gizli bir rapor sunuldu. Raporu, kendini Filistin’i Yahudilerin ülkesi haline getirmeye adamış İngiliz bir politikacı olan Herbert Samuel kaleme almıştı. Samuel raporda Filistin’de doğrudan egemen bir Yahudi devleti kurulması için zamanlamanın yanlış olduğu fikrini savundu. Filistin’in önce İngiliz imparatorluğuna dahil edilmesini tavsiye etti. Bunun Siyonizm hareketinin destekçileri arasında en çok kabul gören fikir olduğunu ilave etti.

Samuel İngiliz himayesinde zamanla bölgeye daha fazla Yahudi yerleştirilmesini istiyordu. Böylece Yahudiler Muhammed’i Arap ırkı diye tasvir ettiği halka karşı sayısal çoğunluğu ele geçirecekti.  Samuel’in tavsiyeleri İngiliz Politikacı Sir Mark Sykes François ve Fransız diplomat Georges-Piccot tarafından kaleme alınan gizli İngiliz-Fransız anlaşmasında yer buldu. Sykes-Piccot Anlaşması bir Yahudi devletinin kurulmasının önünü açtı. Başbakan David Lloyd George başkanlığında toplanan İngiliz kabinesi 1917’de Filistin’de bir Yahudi vatanı kurulması için karar aldı. Karar, İngiltere dışişleri bakanı Arthur Balfour’un etkin İngiliz Siyonist Walter Rothschild’e yazdığı mektupla taahhüt edildi.

Balfour İngiliz hükümetini temsil ediyordu. Rothschild’e yazdığı mektupta İngiliz hükümeti adına konuşuyordu. Lord Rothschild İngiliz hükümetini Filistin’deki Yahudiler için harekete geçirmek üzere lobici rolünü üstlenmişti. Bütün bunların arkasında da dünya Siyonist örgütünün başındaki Haim Weizmann vardı.

RAVAN DAMİN

Weizmann, kararın yazılmasında rol oynadı mı?

EUGENE ROGAN, ORTA DOĞU MERKEZİ, OXFORD 

Evet. İngiltere’nin Arapalara ait olan toprakları bir başkasına söz vermeye ne ahlaki ne politik ne de yasal hakkı vardı. Yani Balfour deklarasyonu hem ahlak hem de yasa dışıydı.

Balfour’un kararından bir hafta sonra Londra’da deklarasyonu kutlamak için bir toplantı düzenlendi. Konuşmacılar arasında, Lord Rothschild, Herbert Samuel, Mark Sykes ve Chaim Weizmann vardı. Birkaç gün sonra 11 Aralık 1917’de general Edmund Allenby komutasında bulunan İngiliz ordusu Kudüs’ü ele geçirdi. Allenby ile birlikte İngiliz himayesinde şehre girenlerin arasında bir de Yahudi askeri birliği vardı. Bu birliğin mensuplarından biri olan David Ben-Gurion daha sonra İsrail’in ilk başbakanı olacaktı. Siyonizm’in gelecekteki liderlerinden Zahew Yobatinski ve Yitzhak Rabin’in babası olan Nehemiah Rabin’de birliğin askerleri arasındaydı. General Allenby bir ay sonra Haim Weizmann’ı Kudüs’te ağırladı. O dönem Filistin’de 50.000 civarında Yahudi vardı bu da yarım milyon Arap’tan oluşan nüfusun 1/1O anlamına geliyordu. 1.Dünya Savaşı 1918’te sona erdi ve Paris’te yapılacak barış görüşmeleri için hazırlıklar başladı. Amerika Birleşik Devletleri başkanı Woodrow Wilson Osmanlı İmparatorluğunun Türklere ait olmayan bölgeleri hakkında bir araştırma başlattı. Araştırma komisyonunun başında akademisyen Doktor Henry Churchill King ve politikacı Charles Richard Crane vardı. Crane-King raporu yayınlandıktan sonra politik çevrelerde bomba etkisi yarattı. 

Rapora göre Filistin nüfusunun Yahudi olmayan kesimi yani yaklaşık %90’ı Siyonizm programına şiddetle karşı çıkıyordu. Raporda bir de uyarı vardı Filistin ve Suriye’deki Siyonizm karşıtlığı çok güçlüydü ve kesinlikle hafife alınmaması gerekiyordu. Raporda Siyonizm programının uygulanması için gereken askeri gücün en az 50.000 kişi olduğunu söyleyen İngiliz subaylarının konuşmalarında yer veriliyordu. Raporu yazanlar bütün bu kanıtların Siyonizm programının altında adaletsizlik duygusunun yattığı hükmüne vardı. Sonuç bölümü ise şu şekildeydi, Yahudi göçü kesinlikle sınırlandırılmalı ve Filistin’i Yahudilere ait bir İngiliz kolonisi haline dönüştürme fikrinden vaz geçilmelidir. Ancak King-Crane raporu kulak arkası edildi. 1919’daki Paris Barış Konferansında İngiltere’yi başbakan David Lloyd George ve Arthur Balfour temsil ediyordu. Siyonizm örgütü de Haim Weizmann başkanlığında bir delegasyonla görüşmelere katıldı. 

Delegasyon şu anda izlemekte olduğunuz haritayı göstererek, Yahudi devletinin bu topraklarda kurulmasını talep etti. Haritada hem Filistin hem Ürdün nehrinin doğu kıyısı hem de bugün Güney Lübnan ve Suriye sınırları içerisinde kalan bölgeler vardı. Görüşmeler devam ederken Arap delegasyonunun lideri Sharif Hussein’in oğlu Prens Faysal Siyonizm delegasyonun lideriyle Faysal-Weizmann anlaşması olarak anılan metni imzaladı. Anlaşmaya göre Faysal Arap ülkelerinin Ortadoğu da daha geniş topraklara yayılmasını isterken Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasına da onay veriyordu. Anlaşmaya Arabistanlı Lawrence adı ile bilinen Yarbay Thomas Edward Lawrence arabuluculuk etmişti. Metni imzalayan Faysal kendi el yazısı ile anlaşmanın sadece Arapların bağımsızlıklarını kazanmaları halinde geçerli olacağını ekledi.

HILLEL KOHEN, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Siyonizm hareketi 1919’dan sonra sadece dış politikaya odaklanmanın yeterli olmadığını anladı. Londra ile iyi ilişkilerimiz, New York, Washington, Berlin, Paris gibi şehirlerde temsilcilerimiz vardı. Fakat yerel halkı daha çok ciddiye almak, onlarla anlaşmak veya dediklerini dinlemek zorundaydık. Siyonizm hareketi 1919’da burada bir istihbarat merkezi kurdu.

RAVAN DAMİN

1919’da mı?

HILLEL KOHEN, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Evet, Araplarla pek çok yönden iyi ilişkilerimiz vardı. 1884 veya 1886’da buraya gelen Yahudilerden doğan bir nesil vardı. Ve burada dünyaya gelmişlerdi. Arapça konuşuyorlardı, ata biniyorlardı ve Arap arkadaşları vardı. Genellikle politika alanında istihbarat toplamaya ve Arapların nabzını tutmaya başladılar. Araplar Siyonizm programını nasıl karşılıyorlardı. Boş arazi nereden bulunacaktı. Yahudilere toprak satmak isteyen kimler vardı. Yahudilere saldırı planlanması durumunda Yahudi dostlarına ihbarda bulunabilecek kimler vardı. Bir Yahudi yerleşimine saldırı düzenleneceğini kim önceden ihbar edebilirdi.  

İngiltere 1920 yılında Filistin’e ilk üst düzey temsilcisini atadı. Londra’nın bu görev için Herbert Samuel’i seçmesi tartışmalara sebep oldu. Samuel Siyonizm’in güçlü bir destekçisiydi. Filistin’e Yahudi göçünün teşvik edilmesini ve Filistin’in bir Yahudi ülkelesine dönüştürülmesini savunduğu biliniyordu. Milletler Cemiyeti 1922 yılında İngiltere’nin Filistin’deki egemenliğini resmiyete döktü Milletler cemiyetinin onayladığı İngiliz mandası belgesinin 2.maddesinde şöyle deniyordu; “İngiliz mandası Yahudilere ait bir ülkenin kurulması için gereken politik, idari ve ekonomik koşulları yerine getirecektir. “

İngiltere temsilcisi Herbert Samuel İbranice’yi Arapça ve İngilizceyle birlikte Filistin’in resmi dillerinden biri olarak ilan etti. Resmi evrakta Filistin kelimesinin İbranicesine e ve y harfleri eklendi. Bu İsrail ülkesi anlamına gelen Erez İsrail’in kısaltmasıydı. 

SELMAN EBU SİTTE, 1948 FİLİSTİN ATLASI’NIN YAZARI

Herbert Samuel İsrail’in İngiliz mandası altında yasal olarak yaratılmasının sorumlusudur. Arap topraklarının Yahudilerinin eline geçmesini ve Yahudi eğitim sisteminin Filistin devletinden bağımsız olmasını sağlayan kararlar gibi en az 100 yasa çıkartmıştır. Yahudiler ayrıca kendi enerji bakanlıklarının temellerini atmış, kendi elektrik santrallerini kurmuş, kendi imar ve su kurumlarını oluşturmuşlardır. İngilizlerin aldığı kararların en önemlisi ise Yahudilerin kendi ordularını kurmalarına izin vermeleri olmuştur. 

DAVID HIRST, GAZETECİ

İngiltere göç için gereken ortamı sağladı. İngilizler olmasaydı kimse göç etmeyecekti. İlk aşamalarda en çok zorlandıkları nokta Yahudilerin Filistin’e gelmesini sağlamak ve toprak ele geçirmekti. İngiliz hükümetinin desteği olmasaydı bunların hiçbirini yapamazlardı. 

MEHDİ ABDULHADİ, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

İngiliz mandası kıyıda köşede kalmış veya devlete ait olan arazilerin hepsini aldı ve yerleşim bölgelerinin inşaatına bir an önce başlamaları için Siyonizm hareketine verdi.

MUSELLEM BİSİSO, ASSOCIATED PRESS MUHABİRİ (1948) 

İngiliz yetkililer “Kibbutz” inşa etmeleri için bu toprakları Yahudilere verdi. Biz bunları gördük. Benim neslim gördü ama doğru yorumlayamadı. Filistinliler İngiliz mandası üretiminin ve İngiliz askerlerinin Yahudilerle iş birliği yaptığını düşünüyordu. Arazilerinden sürülen Filistinli çiftçilerin sayısı giderek artıyordu. Bunlar yeni oluşturulan devrimci gruplara katılıyordu. Filistinliler, 1921’de Yahudi göçüne karşı büyük gösteriler düzenledi. O dönemde Filistin’in yönetimi tek bir aileye aitti ve babadan oğula geçiyordu. Kudüs baş müftüsü Emin Hüseyni, bu mevkiye 25 yaşında ağabeyi öldükten sonra gelmişti. Ağabeyine de babasından kalmıştı. Filistin yönetimi sorunu tartışmak üzere  Londra’ya birbirini ardına delegasyonlar gönderdi.

YUSUF HİCAZİ, ARAŞTIRMACI

Filistin ulusal hareketi Siyonizm’e karşı saldırgan iken. İngilizlerle dostane ilişkiler içerisinde olmaya çalışıyordu. Böyle bir şey mümkün değildi.

AZMİ BİŞARA, SİYASİ ANALİST

Filistinliler arasından seçilmiş sınırlı sayıda elit bir anda emperyal elitlerle karşı karşıya geldi. Ve bu elitler Yahudilerden oluşuyordu. 

HILLEL KOHEN, İSRAİLLİ TARİHÇİ 

O dönemde Hristiyan Müslüman komitesi veya İslam üst konseyi ne zaman toplansa neler tartışıldığını anlatan konuşmacılar hakkında düşman olarak görünenler veya satılan alınabilecekler gibi tanımlamalar içeren bir rapor birkaç saat içerisinde Yahudilere iletiliyordu. Bu raporlar hala Siyonistlerin arşivlerinde duruyor. 

İngiliz hükümeti tarafından 1925 Milletler Cemiyetine sunulan rapor Filistin topraklarında meydana gelen değişiklikleri detaylandırıyordu. Belge bölgeye göç eden 33.000’den fazla Yahudi’nin Filistin uyruğuna geçirildiğini söylüyordu. Sayı bir yıl öncesine kıyasla üç kat artmıştı. Rapora göre 13 yeni yerleşim birimi inşa edilmişti. David Ben-Gurion yönetiminde “Histadrut” adlı bir Yahudi işçi sendikası kurulmuştu. Yahudi şehri Tel Aviv’in belediyesinde özerklik tanınmıştı. Buna ek olarak İbrani Üniversitesinde 1925 yılında İngiltere yüksek temsilcisi Herbert Samuel, İngiltere dışişleri eski bakanı Arthur Balfour ve Siyonizm örgütü başkanı Haim Weizmann katıldığı bir törenle resmi olarak açıldı. Balfour Weizmann’ın talebi üzerinde bir dizi Yahudi yerleşim birimini de ziyaret etti. Kudüs’te Samuel ve Allenby ile bir araya geldi. Bu iki adam kendisinin sekiz yıl önce kaleme aldığı meşhur Balfour Deklarasyonun hayata geçmesine yardımcı olmuştu. Filistinliler Balfour’un ziyaretine karşı protesto gösterileri düzenledi. Balfour’un uygulamalara koyduğu politikalara karşı olduklarını göstermek için siyah bayraklar çektiler. Filsitinliler karamsardı. Siyonistler için ise tam tersi geçerliydi. 

MEHDİ ABDULHADİ, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Bu meşhur bir fotoğraf üç peçe giymiş El Halil’i bir kadının yanında tek peçe takmış bir kadın ve milli Hristiyan hareketinden peçesinden başka bir kadın var. İtirazlarını yerine getirmek için İngiltere yüksek temsilcinin evine birlikte giriyorlar. 

Siyonizm hareketi aktif olarak propaganda yapıyordu Fransızca hazırlanmış. 1925 tarihli bu film, Siyonistlerin Filistin’de ele geçirdiklerini iddia ettikleri yerleri harita üzerinde gösteriyor. Film Siyonistlerin 25 yıl içerisinde ele geçirmeyi planladıkları yerleri de gözler önüne seriyor. Aktif Siyonist gruplar, 1929 yılında Kudüs’ün Filistinliler tarafından “Burak” adı ile bilinen ağlama duvarında bir toplantı düzenledi. Bu olay liderliğini Filistinli bir çiftçi olan Ferhan Saadin’in yaptığı “Burak Ayaklanması” adıyla bilinen şiddetli gösterilerinin fitilini ateşledi. 

Hem Araplardan hem de Yahudilerden toplam 100 kişi hayatını kaybetti. Filistin’e atanan yeni İngiltere yüksek temsilcisi, Sir John Chandler sert ifadeler içeren bir bildiri yayınlayarak isyana katılanların ağır bir biçimde cezalandırılmasını istedi. Ayaklanmaya katılmakla suçlanan üç Filistinli tutuklandı. Bunlar Safad köyünden Fuad Hasan Hicazi, El Halil’den Ata Ahmed Zeir ve resmini bulamadığımız Muhammed Halil Camcum’du. Üç Filistinli burada Akka hapishanesinde tutuluyordu. İngilizler üçünde idam cezasına çarptırdı.  Arap delegasyonları cezanın hafifletilmesini talep etti ancak İngiliz yetkililer, 17 Haziran 1930’da üçünü de idam etti. Bu üç kişinin naaşı Akka’daki bir mezarlıkta bulunuyor. İdam edilmeden önce açıkladıkları son yazılı ifadelerde yazanlar ise şöyleydi; 

“Hayatımız sona ererken Arap liderlerine ve dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlara sesleniyoruz. Kafirlere güvenmeyin. Arap davası için yaşadık, Arap davası için ölüyoruz. Affedilmeyi istemiyoruz. Umarız idamımız milletimizi uyandırır.” 

Kolonicilik karşıtı bu ifadeler ve pan-arabizm, takip eden yıllarda giderek daha yaygın bir hale gelecekti. İngiliz Mandası altındaki ilk 10 yılda Filistin’deki Yahudilerin sayısı 2 kattan fazla artarak 175.000’e ulaştı. Dünyanın dört bir yanındaki Siyonistler, başarılarıyla gurur duyuyordu

STEPHEN SAMUEL WISE, AMERİKALI SİYONİST LİDER – NEW YORK

“Siz sevgili Siyonist yoldaşlarıma hangi yolu benimseyeceğimizi soruyorum. Karşımıza çıkan zorluklarla hangi yöntemleri kullanarak mücadele etmeliyiz? İngiltere’ye şunu söylemek istiyorum: Ben sadece bir Amerikan Yahudi’si değil, aynı zamanda İngiltere’nin büyük bir hayranıyım. İngiltere’ye şunu söylemek istiyorum: Arap bir Filistin hem Büyük Britanya için hem de dünya için bir tehlikedir. Yahudi bir Filistin hem Büyük Britanya’nın hem de dünyanın yararınadır.” 

“Hanımlar ve beyler. David Lloyd George’un ifadelerini kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın.”

İngiltere eski başbakanı David Lloyd George, Chaim Weizmann’ı da yanına alarak Siyonistlerin arasındaki yerini sağlamlaştırdı. 

DAVID LLYOD GEORGE, İNGİLTERE ESKİ BAŞBAKANI 1931 – LONDRA 

Başkanınızın da söylediği gibi. Sayesinde Siyonizm hareketine katılmamın üzerinden 16 yıl geçti. Filistin’de sıtmanın kol gezdiği çorak bataklıklar, mutlu yerleşim birimlerine dönüştürüldü. Topraklar ekildi. Dünya yaratıldığından beri doğada akarak heba olan sular değerlendirildi.  Bitki yok. Hayat yok. Boş bir çöl. Burası Filistin. İngiliz haber bültenleri, Filistin’i bir çöl gibi tasvir ediyordu. Gerçeklerse çok farklıydı.

HÜSNÜ MUHAMMED SEMADA, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Bitkiler o kadar çoktu ki yürümekte zorlanıyordunuz. Boyları buraya kadar geliyordu. Sabah erken saatte tarlada yürüyüşe çıkardık. Burnumuza taze sebzelerin, salatalıkların, eriklerin tatlı kokusu gelirdi. Domatesler bu büyüklükteydi. Hayfa. Hayfa’yı çok net hatırlıyorum. Hayfa dünyaya bedeldi.

ENİS SAYIG (1931-2009), FİLİSTİN ANSİKLOPEDİSİ EDİTÖRÜ

Taberiyye, bana göre dünyanın en güzel şehriydi. İsa da Taberiyye şehrinin yakınlarında yaşamıştı. Mucizelerinin çoğu burada gerçekleşmişti. Suyun üzerinde yürüdüğü yer burasıydı. İngiliz politikacılar, 20: yüzyılın başında Filistin toplumuyla ilgili gerçekleri de çarpıtıyordu. Filistin nüfusunun içinde 100.000’den fazla Hıristiyan olmasına rağmen genellikle “Muhammediler” diye bahsediyorlardı.

ILAN PAPPE, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Burada yaşayanları Arap milletinin bir mensubu veya yerel halk olarak görmüyorlardı. Baktıkları zaman gördükleri tek şey dindar gruplardı. Örneğin Hıristiyanlarla Müslümanların din üzerinden değil, bir millet bilinci üzerinden yeni bir kimlik bulmuş oldukları gerçeğini gözden kaçırıyorlardı. 1933 yılında Filistin’de Yahudi göçüne karşı yapılan protestolar iyiden iyiye sıklaşmıştı. Kadınlar, erkeklerle birlikte saf tutuyordu. İngiliz yetkililer bu gösterileri dağıttı ve binlerce kişiyi tutukladı. Pek çok kişi öldü veya yaralandı.  80 yaşındaki Musa Kâzım Hüseyni, Kudüs’ün eski belediye başkanlarındandı. Yafa’daki bir gösteri esnasında İngiliz askerleri tarafından dövüldü. Aldığı yaralar ölümüne sebep oldu. İngiliz yetkililer, şiddetin dozunu arttırıyordu. 

MUSTAFA KABHA, FİLİSTİNLİ TARİHÇİ

İngiltere, Filistinlilerin ulusal taleplerini yerine getirmeye niyetli değildi. Filistinliği, ulusal bir kimlik olarak görmüyorlardı. Yahudi Ajansı’na milli bir hareketin temsilcisiymiş gibi muamele ederken Filistinlileri bir cemaatler topluluğu olarak görüyorlardı. Bütün bunlar sonunda İngilizlerle Filistinliler arasında çatışmalar çıkmasına yol açtı. Arşivlerde Filistinlilerin gösterilerine ait olan tek şey fotoğraflar. Kameralar, Filistin’deki Yahudilerin hayatını, İngilizlerin ihtişamlı törenlerini kayıt altına almıştı.  Filistinlilerin 20.yüzyılın başlarına ait görüntülerini bulmaksa daha zor. Filistinlilerin de kendine ait bir film arşivi vardı ama filmler ya yok oldu, ya da gizemli bir şekilde ortadan kayboldu. Filistinlilerin hayatına ait fotoğraflar bulmak için aylarca uğraştık.  Geçmiş günlerden geriye kalan fotoğrafları sonunda, British Library’nin mahzenlerinde bulduk.

ILAN PAPPE, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Entelektüeller, liderler ve gazeteciler de dâhil Filistinlilerin çoğu, Siyonist hareketin kendilerini Filistin’den çıkarmak konusunda ne kadar kararlı olduğunun farkında değildi. 1930’larda Filistin’e göç eden Yahudilerin sayısında önemli bir artış görüldü. 1931’de 4000 olan sayı, ertesi yıl 9500’e çıkmıştı. 1933’te 30.000 kişi göç etti. 1934’te ise 42.000. Göçmenlerin sayısı 1935’te yine bir sıçrama yaparak 62.000’e ulaştı. Filistinli şair Abdurrahim Mahmud, aynı yıl yazdığı şiiri Suudi Arabistan prensi Saud Bin Abdulaziz’e sesli olarak okudu. 

“Mescid-i Aksa’yı ziyarete mi geldiniz, yoksa yok olmadan vedalaşmak mıdır niyetiniz?” diye sordu. 

MEHDİ ABDULHADİ, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Bu toprakları zaman içerisinde kaybettik. Balfor Deklarasyonu uygulamaya kondu ve İngilizler her şeyi görmezden geldi. İsrail’in bugün bile uygulamaya devam ettiği yasalar; şiddetle bastırma yöntemlerini, keyfi tutuklamaları ve Filistinlilerin zorla sürgüne gönderilmesini içeriyordu. İzzeddin El Kassam da bu şartlar altında ortaya çıktı.

YUSUF HİCAZİ, ARAŞTIRMACI

Şeyh İzzeddin El Kassam, Filistin’in Kudüs’teki liderlerine bir mektup yazarak ayaklanma çağrısında bulundu. Aldığı cevap zamanlamanın doğru olmadığı, halkın olası bir ayaklanmaya hazırlıksız olduğu yönündeydi. Filistinlilerin haklarını pazarlıklarla alabileceklerine hâlâ inandıklarını söylediler. Şeyh İzzeddin El Kassam, Siyonist ve İngiliz hedeflerine saldırmak üzere bir örgüt kurdu. 1935 yılında Cenin yakınlarında adamlarıyla birlikteyken etrafı İngiliz kuvvetleri tarafından sarıldı. Yaşanan çatışmada El Kassam ve adamları öldürüldü. 

MUSTAFA KABHA, FİLİSTİNLİ TARİHÇİ

Kassam hareketi tarihçilerin fazla dikkatini çekmedi çünkü Şeyh Kassam, faaliyetlerini gizli tutmak konusunda çok dikkatliydi. Planlarını sadece birkaç yardımcısına açıklıyordu. 

CEVDET HACI MUHAMMED, BİR FİLİSTİN ASKERİ LİDERİNİN OĞLU

İzzeddin El Kassam’ın mücadeleci ruhu pek çok Filistinliyi derinden etkiledi. İngiliz emperyalizmine karşı isyan isteği, Filistinliler arasında yaygınlaşmaya başladı. Filistin’in politik liderleri, İngilizler ile görüşmeleri sonlandırmak konusunda baskı altındaydı. Filistinli şair İbrahim Tukan, 1935 yılında Filistin’in liderlerine hitap eden ve bolca kinaye içeren bir şiir yazdı: “Yoktur şüphemiz vatanseverliğinizden yana davanın yükünü taşırsınız omuzlarınızda dönün de bakın daralan topraklarımıza kalkın o koltuklardan, vaktimiz varken hâlâ”. Filistinlilerin biriken öfkesi, 19 Nisan 1936’da patladı. Yafa’da düzenlenen protestolarla birlikte genel boykot ilan edildi. Öfke dalgası tüm Filistin’e yayılıyordu. 

Bir sözcü, protestoların sebebini Filistin’in politik liderlerine şu sözlerle açıklıyordu: 

“Arapların davası, İngiliz hükümetinin Filistin’deki politikalarına karşıdır: Bu politika devam ederse, bu topraklarda Arapların yerini Yahudilerin alacağı kesindir. İngiliz hükümeti, tüm prensipleri ihlâl ederek bölgedeki tüm Arapların şiddetle karşı çıktığı Balfour Deklarasyonu’nu uygulamaya koymuştur. Yahudilerin ülke kurması için gereken politikalar uygulanırken Yahudi olmayanların vatandaşlık haklarına bilinçli olarak sırt çevrilmiştir. 

Araplar, Yahudi göçü hemen ve tamamen durdurulana ve mevcut politikalarda gerekli değişiklikler yapılana kadar genel ve tam boykot kararı almıştır.”

1936 boykotu, İngiliz Mandası’nın yöneticilerini şoke etti. Bunun sonucu olarak ağır cezalara başvurdular. Direnişçilerle ilgisi olduğundan şüphelenilen herkes tutuklandı ve evleri yıkıldı. Bu toplu cezalandırmanın bir sonucu olarak sadece Yafa’da 200’den fazla ev yıkıldı. Diğer şehir ve köylerde de yıkımlar yapıldı. İngilizler, Filistinlilerin evlerinin yıkılmasının, isyana son vermek için geçerli bir yöntem olduğu konusunda ısrarcıydı. 

RAVAN DAMİN

İngilizlerin bu ülkede yaptıklarına dair neler hatırlıyorsunuz? 

SAMİ ABDURREZZAK, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Çok vahşiydiler. Yollarda kontrol noktaları oluşturdular. Herkesi durdular. Amcam bir gün işçileriyle birlikte oradan geçiyordu. Geçebilmesi için karakolu süpürmesi gerektiğini söylediler. İtiraz edince Raymond adında bir İngiliz subayı tarafından vahşice dövüldü. Amcam Hamza’yı Hayfa’daki hastaneye götürdük ama yaraları çok ağırdı. Hayatını kaybetti.

HÜSNÜ MUHAMMED SEMADA

Çok vahşiydiler.

RAVAN DAMİN

Neler yaptılar?

HÜSNÜ MUHAMMED SEMADA

İnsanları öldürdüler. Pek çoğunu Tulkerim yakınlarındaki Şarşur’da hapsettiler. Onları aylarca hapiste tuttular. Nur Şems bölgesindeki taş ocaklarında zorla çalıştırdılar.  

MEHDİ ABDULHADİ, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Ben Gurion’un Arap isyanının zirve noktasına çıktığı 1936 yılına ait günlüklerini okursanız, İngiltere Temsilcisi Sir Arthur (43:04) hakemliğinde yapılan toplantıda, Arap tarafının arabulucusu Musa Alami’ye meydan okuduğunu görürsünüz. Ben Gurion şöyle diyordu: “Bu topraklarda güçlüyüz ve İngilizler her dediğimize ‘peki’ diyor. Sizin İngilizlerle ilişkileriniz ne durumda?”

Söylentilere göre o dönemde Siyonist hareketin önde gelen liderlerinden olan David Ben Gurion, İngiltere yüksek temsilcisi Arthur’a rahatsız edici bir teklifte bulundu. Yahudi yerleşim bölgelerinin inşasını Ürdün Nehri’nin ötesine doğru kaydırarak tüm Filistinlilerin topraklarından sürülmesini istedi. İngiltere yüksek temsilcisinin ise aynen şu kelimelerle cevap verdiği söyleniyor: “İyi fikir.”

 

Loading

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir